Posts mit dem Label Star werden angezeigt. Alle Posts anzeigen
Posts mit dem Label Star werden angezeigt. Alle Posts anzeigen

Mittwoch, 12. Oktober 2011

Bunu bana yapmayacaktın Hocam


Taha Kıvanç
Taha Kıvanç
Büyükbabası Ahmet Cevdet Bey diplomat oğlundan olma torunu Şerif'i İstiklal Caddesi'nin ortasındaki Ağa Camii'ne götürmüş. "Git; bu insanlar ne yapıyorlarsa sen de onu yap" demiş... O sırada yine Cadde-i Kebir üzerindeki Galatasaray'da okuyor olmalı genç Şerif... Ne yapsın, büyükbabasının "Kendi memleketini bilmeyen insanlardan oluşan bir aile mi olacağız?" hassasiyetinin sonucu çıktığı 'halkını tanıma' turunda, abdest de almış, namaz da kılmış...
Neşe Düzel'in Taraf'taki pazartesi konuklarının sonuncusu Şerif Mardin'di. İki gün süren söyleşide en çarpıcı bölüm bu 'halkını tanıma' girişimi... Ağa Camii'nden çıkıp Balık Pazarı'na gitmişler; orada da mumbar yemiş torun...Mumbardan büyükbaba da yemiş midir acaba? Küçük Şerif abdest alıp namaz kılarken büyükbaba camiden içeri girmemiş çünkü...
Şerif Mardin'le yapılan söyleşi günümüzdeki İslâmi hayat üzerine... Tarikatlar, cemaatlar, siyaset... GeçmişindeBediüzzaman Said Nursi ile ilgili bilimsel bir kitabın yazarlığı bulunduğundan Hoca konunun muhatabı seçilmiş besbelli... Ancak söyledikleri neredeyse bütünüyle kulaktan dolma şeyler... Söyleşide en çok geçen sözcük 'bilmiyorum' oluyor bu yüzden...
Tarikat mensubiyetinden söz ederken, "O ilişki havzası neleri kapsar, o havzanın içinden neler çıkar bilmiyoruz"diyor. Hem Müslüman hem modern olmaya değiniyor, ama bu ikisinin yüzdesinin ne olduğunu bilmiyor... Günümüz siyasileriyle tarikat ve cemaatlar arasında ne fark olabileceğine geliyor söz; "İncelemediğim için bilmiyorum, ama araştırılması gerekir" diyor Hoca...
Aslında bildiklerinde de sorun var Hoca'nın... Fethullah Gülen Cemaati'nin İslâm'ı nasıl yorumladığını merak ediyorNeşe Düzel; "Sırf İslâmi yorumundan gidilirse ben bunu bilmiyorum, çünkü incelemedim" diyor ve ekliyor:"Nakşibendilikten geldiği doğru, ama o yolu bir hayli değiştirdi."

Donnerstag, 6. Oktober 2011

İnanmayacaksınız, ama buranın da Selimiye’si var...


Fehmi Koru
Fehmi Koru
En hızlı uçakla Türkiye’den Güney Afrika’ya dokuz saatte varılıyor. Dokuz koca saat... Öyle her istediğinde katedeceğin bir mesafe de değil, ucuz da... Buna rağmen son yıllarda yolunu Afrika’nın bu en uç noktasına düşürmüş, bazısı yerleşmiş, çoğu parasını ve emeğini buraya yönlendirmiş insanlarımızın sayısı hiç de azımsanacak gibi değil...
Sessiz, kendi halinde bir ülke burası; ırklar arasında en katı ayrımcılık yapılırken birdenbire aradaki duvarların yıkılmasına karar verildiği için herkese kendisini rahatça toplumun diğer unsurlarıyla bir arada yaşayabileceğini hissettiren bir ülke haline dönüşmüş...
Kimi halıcılık yapıyor buraya yerleşen Türklerin, kimi sanayi ürünleri pazarlıyor, kimi de mermer satıyor. Hepsi durumlarından memnun. Kendisi de 15 yıldır burada yaşayan bir Türk, “Bazen memleket hasreti yüzünden dönenler oluyor; gidiyor, bu defa burası burnunda tüttüğü için yeniden geliyorlar” dedi bana.
Zorlu ve Koç gibi büyük yatırımcılar da Güney Afrika’ya yatırım kuyruğunda...