Freitag, 6. Januar 2012

Fethullah Gülen bu kadar çok kitabı nasıl yazmaktadır?

Fethullah Gülen bu kadar çok kitabı nasıl yazmaktadır?
Vicdanında bütün insanlığın ızdırabını duyan ve ömrünü insanlığa ve bilhassa milletine hizmete adayan Fethullah Gülen, hayatında hiç kitap yazmak niyetiyle bir şey yazmamıştır. "Aksiyon öncelikli düşünce" prensibiyle aktif hizmetlerini yürütürken zaman içinde günün ve ihtiyaçların gerektirdiği meselelerde yazılar kaleme almıştır. Bazen de muzdarip gönlünde hissiyatın taşmasıyla şiirler dökülmüştür kağıda. Ama daha çok dersler, sohbetler, konferanslar, vaazlar şeklinde cereyan eden konuşmalarıyla devam ettirmiştir hizmetlerini.
Fethullah Gülen'in kitapları iki şekilde oluşmaktadır: Birincisi, makalelerinin kitaplaştırılması, ikincisi de konuşmalarının kitaplaştırılması. Birinci gruptakiler, çeşitli zamanlarda muhtelif dergiler için bizzat kendisinin yazmış olduğu makalelerin bir araya getirilmesiyle oluşan kitaplardır. İkinci gruptakiler ise, çeşitli zamanlarda ve zeminlerde yapmış olduğu sohbetler, vaazlar ve konferansların daha sonra talebeleri tarafından yazıya aktarılıp kitap haline getirilmesi akabinde kendisinin son tashihini yapması ve basılabilir diye onay vermesiyle oluşan kitaplardır.

Bizzat kaleme aldığı eserler:

Dienstag, 3. Januar 2012

Fethullah Gülen Türkiye'ye neden dönsün ki?

Birkaç aydır Said Nursi'nin Risale-i Nur Külliyatı'nı ve Fethullah Gülen'in Gönüllüler Hareketi'ni inceliyorum. Türkiye'de Said Nursi ve Fethullah Gülen cami hocası gibi algılanıyor. Said Nursi'nin kitaplarına bakıyorum, cami hocasının elinden çıkmış gibi değil. Fethullah Gülen'in eğitim faaliyetlerine bakıyorum yine cami hocasının yapabileceği işler değil.

Said Nursi Van'da bir mağaradan yola çıkıyor! Fethullah Gülen İzmir'de bir cami penceresinden!

Ne kadar ilginç değil mi? Bir insan Bediüzzaman – Asrın Alimi olarak anılacak da Van'da basit bir mağarada ders verecek.

Biri ölene kadar sürgünlerde kitap yazacak, diğeri Amerika'nın yola getiremediği zencilere önünde diz çöktürecek. İnsanın aklı almıyor. 

Türkiye'de hala "Fethullah Gülen Türkiye'ye dönecek, dönmeyecek" tartışmaları yapılıyor. Hatta Türkiye'nin en önemli gazeteci ve yazarları kendi aralarında bu konuyu tartışıyor.

Görünen o ki Türkiye'de gazeteciler bile Fethullah Gülen'in kim olduğunu, ne yaptığını ve ne yapmak istediğini anlamıyor.
Onlar hala Hocaefendi dedikleri Sayın Gülen'in tüm dünya halkları tarafından sahiplenildiğinin farkında değiller.


ABD'li bir Katolik Profesör, Fethullah Gülen'i görünce heyecandan bayılıyor. Sayın İnan'ın tabiriyle “Scot bayıldı”oluyor. Ben bugüne kadar interneti delik deşik ettim, Türkiye'de Sayın Gülen'i gördüğünde bayılan Türk ve Müslüman Profesör duymadım.

Amerikalılar adamdan anlıyor!

Ayrıca Fethullah Gülen neden Türkiye'ye dönsün ki?


Onu Türkiye'ye bağlayan ne var? Şu an kendisi dünyanın merkezinde! Bir eli Afrika'da, bir eli Ortaasya'da, bir eli Ortadoğu'da, bir eli Çin'de, kendisi de Amerika'da...

Aynı dili konuşan insanların Fethullah Gülen'i anladığını maalesef söyleyemiyorum. Mehmet Ali Birand ve Fehmi Koru gibi iki yıllanmış gazeteci, Gülen'i hala Türkiye'den ayrıldığı 1998 yılındaki bakış açısıyla değerlendiriyor.

Fethullah Gülen artık tüm insanlık için değerli. O sadece Türklerin Hocaefendisi değil.


Ona Afrikalılar özlem duyduğu gibi, Asya, Avrupa, Antartika, Avustralya ve Amerika'da yaşayanlar da özlem duyuyor.

Türkiye, talihine küssün! Her zaman olduğu gibi yine başına konan talih kuşunu elinden kaçırdı...

Yazılarıma gelen tepkileri okurken çok şaşırıyorum. Fethullah Gülen'i Humeyni ile kıyaslıyorlar...

Takıldıkları tek şey din... Halbuki Fethullah Gülen, sadece din adamı değil. O dünyaya ender gelen insanlardan biri. Eğer basit bir din adamı olsaydı, diğer dinlerin mensupları önünde eğilirler miydi?

Fethullah Gülen “Yeter artık ben ülkeme dönüyorum” dese Amerikalılar gitmesin diye yollara dökülür. Biz adamdan anlamıyoruz diye başkaları da anlamıyor sanılmasın.

Gülen Hareketi, Türklerin içinden çıkmış olmasına rağmen Türkleri aşmış bir hareket. O artık Türkiye'ye geri dönmez. Onun memleketi dünya olmuş.


Amerika, ülkesindeki siyah - beyaz ayrımını ve sonraki yıllarda ortaya çıkacak tehlikeyi farkederek, Gülen Hareketi'nden sonuna kadar yararlanmak istiyor. Biz de onu ülkemizden kaçırıyoruz. Hatta “Gelsin mi, gelmesin mi”diye tartışıyoruz...

Bence gelirse sadece ebedi dinlenmek için gelir.

İşte o zaman Türkiye'de çok ayılan ve bayılan olur...

Malum hep geriden geliyoruz... 

Meltem Gürsoy, Yerel Gündem

Putin'den bile torpil istediler

Putin'den bile torpil istediler
İskender Pala'dan Hilmi Yavuz'a, Ali Bayramoğlu'ndan Mete Tunçay'a 23 farklı ismin yurtdışındaki Türk okullarını anlattığı Barış Elçileri adlı kitap raflardaki yerini aldı. Kitapta Bülent Arınç, bu okullara girebilmek için Putin'den bile torpil isteyenlerin olduğunu belirtiyor.
Barış Elçileri, yurtdışındaki Türk okullarını gezen aydınların, bürokratların ve siyasetçilerin izlenimlerini kaleme aldıkları metinlerden oluşan bir kitap ve bu haliyle serinin ikinci kitabı. İlk kitabın olduğu gibi bu kitabın da editörlüğünü yapan Dr. Faruk Tuncer, kitaba katkı sağlayan isimlerle sözü geçen gezilere bizzat katılmış ve onları, izlenimlerini tüm açıklığıyla kaleme almaları için teşvik etmiş isim. Kitabı ilginç kılan özellik, izlenimlerini aktaran isimlerin normal şartlar altında pek de bir araya gelmeleri düşünülemeyecek denli bir çeşitlilik arz etmeleri.

Birbirinden farklı isimler

Bir tarafta Hayrettin Karaman, diğer tarafta Mete Tunçay; bir tarafta Hilmi Yavuz, Ferhat Kentel, İskender Pala, öte tarafta Bülent Arınç, Nevzat Yalçıntaş, Suat Yıldırım... Listeye Ali Bayramoğlu, Ümit Kardaş, Ahmet Turan Alkan ve diğer pek çok ismi de ekleyince, etkileyici bir çeşitlilik elde edilmiş oluyor. Üstelik gezilen coğrafya da en az katılımcılar kadar ilginç: Arnavutluk, Yemen, Ukrayna, Güney Afrika, Macaristan, Sudan, Tanzanya...

Kitaptan seçilmiş bölümler

'Hâlâ şüpheyle yaklaşıyorlar'

Kitaptaki ilk makalede Ahmet Turan Alkan, Fethullah Gülen ve onun fikirleri etrafında şekillenen "hizmet" hareketinin genel bir fotoğrafını çekiyor ve bu hareketin neden bazı çevrelerde bu denli tepki ile karşılandığını irdeliyor. Alkan şunları anlatıyor: "Her topluluğa tanınan meşru haklar, Fethullah Gülen'i sevenler söz konusu olduğunda kirli imâlara (F tipi!) ve zanlara dönüşüveriyor. Öyle ki, sanki büyük bir cürüm imiş gibi topluluğun siyasi eğilimleri bile sorgulanabiliyor. Sendikalarda, derneklerde, sair sivil toplum örgütlerinde bir 'hak' gibi duran özellikler, cemaatte kusur gibi gösteriliyor. Bir siyasi partiyi desteklemek, ötekini eleştirmek gibi son derece basit ve masum demokratik hakların Türkiye'de baskı unsuru olarak kullanılması, içinde yaşadığımız zamanların bazen ne kadar saçma-sapan boyutlar taşıdığını göstermesi bakımından dikkat çekici." Devamında Alkan şöyle yazıyor: "Cemaat kavramının ardında duran asıl gerçek, bugüne kadar yönetilen durumundaki kitlelerin, yönetici duruma geçmek için gösterdikleri sabır ve dirençtir." (sf. 18-19)

Fethullah Gülen Kürtlere beddua etti mi, Fethullah Gülen ölüm emri verir mi?

M. Fethullah Gülen

Fethullah Gülen’in 24 Ekim 2011 tarihli “Terör ve Izdırap” konulu sohbetinin içeriğiyle ilgili kamuoyunu yanlış yönlendirme çabası içinde olan art niyetli yayınlar nedeniyle bazıları Fethullah Gülen’in Kürtlere beddua ettiği, hatta daha da ötesinde ölüm emri/fetvası verdiği şeklinde ithamlarda bulunuyor. Öncelikle şunu belirtmek lazım ki Fethullah Gülen’in o konuşmasında yaptığı şey beddua değildir; Allah’a havale etmektir. Ayrıca bu asla Kürtlere yönelik değildir. Düşmanlık yapanlara ve üstelik bu düşmanlık yapanlar içinden asla ıslah olmak niyeti olmayacak amansız düşmanlara yöneliktir. Fethullah Gülen’in konuşmasındaki ifadeleriyle “fısk ü fücura kilitlenmiş, gayz ü nefrete kilitlenmiş, kan dökmeden zevk alan canavarlar” için, üstelik de bunlar arasında sadece hidayet ve ıslah olmayacak kimseler içindir.

Fethullah Gülen beddua eder mi?

Fethullah Gülen’i tanımayanlar onun beddua edebileceğini zannedebilirler; ancak Gülen “bizim dünyamızda bedduaya yer yoktur!”[1] diyor: “Biz muhabbet fedaileriyiz; husumete vaktimiz yoktur bizim. Başkaları bin türlü husumet gösterseler ve husumetin bin türlüsünü bir anda çektirseler de düşmanca tavrın tekiyle bile olsa mukabelede bulunmayı düşünmeyiz. Geçeceğimiz yollara diken atan, önümüze çukurlar kazan insanlardan birini bir yerde kuyuya düşmüş görsek, yine ellerinden tutar, kaldırırız.” “Biz en zor günlerde, en amansız şekilde düşmanlık yapanlar hakkında bile tel’ine, bedduaya ‘âmin’ demedik, kimseye lânet ve kahriye okumadık. Belki onlar hakkında en acı tercihimiz, onları Allah’a havale etme şeklinde oldu.”[2]
“Allah’a havale etmede bir mahzur olmadığını, yapılan beddualara da âmin demememiz gerektiğini, ikisinin birbirinden ayrıldığını ve mü’mine yaraşan hususun dua etmek olduğunu” söyleyen Fethullah Gülen, “İşin içinden çıkamadığımız durumlarda, Allah’a havale etmek de bir yol olarak kullanılabilir.”[3] diyor.

Montag, 2. Januar 2012

Kan üzerine saltanat kurmaya çalışanlar var

Kan üzerine saltanat kurmaya çalışanlar var
Türkiye'nin, devletler muvazenesinde denge unsuru olmaya yürüdüğü ve ikbal yıldızının parlayacağına dair ümitlerin yeşerdiği bir süreçte 35 vatandaşımızın terörist zannıyla elim bir şekilde öldürülmesini teessürle öğrendim.
Yetkili makamların olayın örtbas edilmemesi için verdiği teminat ve hadisenin yargıya intikali teselli edicidir. Bütün güvenlik birimlerinin terörle mücadelede topyekûn mücadele ettiği ve şekâvete aman verilmediği bir dönemde bu ahengi baltalamak isteyen odaklar boş durmuyor; türlü provokasyonlarla yeni anayasa hazırlıklarını ve açılımları da sabote etmeye çalışıyorlar.
Bugüne kadar nice elim hadisede sağduyusunu kaybetmemiş, birlik ve beraberliğini bozmak isteyenlerin heveslerini temkin ve dengesiyle kursaklarında bırakmış olan ülkemiz insanının, bu kritik süreci de Allah'ın inayetiyle vifak ve ittifakı koruyarak atlatacağına ümidimiz tamdır.
Yeri geldiğinde askerimizle birlikte teröre karşı mücadele eden korucu vatandaşlarımızın mukim olduğu Ortasu Köyü'nün vatanperver halkının acısını istismardan geri durmayanların, vatan evladını birbirine kırdırtmaktan ve akan kanın üzerine kendi saltanatlarını kurmaya çalışmaktan vazgeçmeyeceği hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Hadisede elim bir şekilde vefat eden 35 vatandaşımıza, kardeşimize, evladımıza Cenab-ı Allah'tan rahmet diler, kederli aileleriyle yakınlarına başsağlığı ve sabr-ı cemil niyaz ederim.
M. Fethullah Gülen

Fethullah Gülen'in ne kadar serveti var?

Bugünlerde bizim site hararetli ve tartışmalı günler yaşıyor. Ben de tartışmaları gözlerim açık izlerken biraz da yüzüm kızarıyor. Çünkü tartışmanın sorusu benden çıktı!

Malum, iki yazı yazdım şöhrete ulaştım! O nedenle dünyanın her yerinden mail yağıyor. Büyük bölümü teşekkür ve takdir mesajları, bir bölümü de “karalama” içerikli mailler...

Bizim sitenin Genel Yayın Yönetmeni Yusuf İnan'ın davetiyle İzmir'deki Türkçe Olimpiyatları'na katılmıştım. Tören bittikten sonra insan selinin içinden çıktığımda Yusuf İnan'ı soru yağmuruna tutmuştum.

Sıkı durun- ilk sorumu yazıyorum!

Fethullah Gülen'in ne kadar serveti var?
Sıfır...
Kaç evi var?
Sıfır...
Villası, yazlığı...?
Sıfır...
Yatı, gemisi, sandalı yok mu?
Yok...

Yusuf İnan'a: “Sen benimle dalga geçiyorsun. Bu adam leylek olsa yuvası olur. Dünyanın her yerine okul açacak, tüm İzmir'i sokağa dökecek de bir evi, arabası, yatı katı serveti olmayacak, hayatta inanmam” demiştim.

İşte beni ikna eden cevap:

“Eğer Fethullah Gülen'de normal insan zaafları olsaydı, bu insan seli buraya akmazdı. Tüm dünyaya okul açamazdı. Ben de buraya gelmezdim. Bu adam farklı...” demişti.

O konuşmadan sonra evime geldim ve gördüklerimi yazdım. O yazıyı insanlar çok beğendi. Teşekkür mesajları geldikçe yazıyı tekrar tekrar okuyorum. Bana hiç de mükemmel bir yazı gibi gelmiyor! Çok ham ve yavan bir yazı gibi geliyor, hatta utanıyorum.