Posts mit dem Label Serdar Turgut werden angezeigt. Alle Posts anzeigen
Posts mit dem Label Serdar Turgut werden angezeigt. Alle Posts anzeigen

Mittwoch, 26. Oktober 2011

PKK, askerden çok Gülen Cemaati'nden korkuyor


Serdar Turgut
Serdar Turgut
PKK silahlı çatışmadan değil kendisinin besleneceği, yaşamını sürdürdüğü sosyal tabanın altından çekilmesinden ürküyor. Askerden korkusu kalmadı, çünkü savaşmaya, ölmeye ve öldürmeye alıştı. Beslenme kanalları kesilmezse de olayların biteceği yok.
Gülen Cemaati, yıllardır devletin çok uğraşmasına rağmen tam başaramadığını bölgede yapmaya başladı. PKK işte bu yüzden askerden çok cemaatten korkmaya başladı.
Gülen Cemaati bölgede "okuma odaları" diye adlandırılan bir uygulama yapıyor. Bu odalara cemaatin eğitim için çalışan büyük ağı içinden seçilen öğretmenler gönderiliyor ve özellikle bölgenin varoşlarından, fakir ailelerden seçilen çocuklara, gençlere eğitim veriyorlar. Kürt gençlere matematik, fizik ve sosyal bilimleri en iyi öğretmenler öğretiyor, kitaplar okunuyor bu odalarda.

Emin Çölaşan ve Fethullah Gülen


Serdar Turgut
Serdar Turgut
Cumhuriyetin kuruluş ideolojisine inanan ve bunun aradan 100 yıl geçse de dünyayı anlayıp yorumlamalarına yeteceğini sanan insanlar, bir süre sonra cumhuriyetçi körlüğe tutuluyorlar.
Emin Çölaşan son olarak Başbakan'ın annesinin vefatı nedeniyle verilen ölüm ilanları ile şehitler için verilen ilanları karşılaştırdı ve "Fethullah Gülen neden şehitler için ilan vermedi" diye sordu.
Hemen ortaya çıktı ki, Gülen şehitler için de ilan vermişti. Benim bahsettiğim cumhuriyetçi körlük bu işte. Onun ilanı görmemesinde bir kötü niyet olduğunu sanmıyorum. Ha kötü niyet olduğu ortaya çıkarsa buna da şaşırmam, bu ayrı mesele. Ama bu durumda bunun olduğunu tahmin etmiyorum.
Burada konum sadece Emin Çölaşan değil, onun vesilesiyle bir tür cumhuriyet ideologlarını tartışmak istiyorum.
"Cumhuriyet aydını" diyecektim ama son anda caydım; çünkü bu insan tipi aydın sıfatına layık değil.
Çünkü aydın dediğin, kendinden farklı insanları anlamak için gayret gösterir; ötekinin gözüyle de bakabilir dünyaya; farklılıkları, davranış biçimlerini, inançları aşağılamaz; tersine bunları anlar ve hayatın normal bir parçası olarak yorumlar.
Ötekilerin doğru yaptığı bir şey varsa gerçek aydın bu doğruları, kendi yanlışlarını hayatından silmek için de kullanır. Barışçı davranır, yaşam biçimi farklılıklarından rahatsızlık duymaz, aksine bu farklılıkları hayatın rengi sayar, farklı insanlarla birlikte mutluluğu aramayı da bilir.
Bu nedenle ben cumhuriyetin kuruluş ideolojisine bağlı olup da gerçek aydın olabilen bir insan tanımadım. Çünkü aydın olabilmek için bu saydığım koşulların hiçbiri onlara katiyen uymuyor; uymadığı gibi onlar bunları mücadele edilecek tehlikeler olarak kabul ediyorlar.

Montag, 17. Oktober 2011

Ben gerçek vatan sevgisini Gülen Cemaati'nde gördüm


Serdar Turgut
Serdar Turgut
Yazı yazmaya oturduğumda hiçbir zaman, "Duygularımı sağdan soldan torpilleyeyim de herkese hoş görüneyim, kimseler bana kızmasın" diye hiç düşünmem. Yazının zamanı gelmesi için duygularımın coşması gerekir, ben beynimle değil daha çok kalbimle yazarım.
Başlığımı okudunuz, bugün yazacaklarımı da uzun süre düşündüm, duygularımın oluşmasını bekledim, arada gözlemledim, konuştum ve tartıştım. Bunları yazdığımda, "Bana şu kızar, bu şöyle düşünür" diye yine hiçbir şey düşünmemeye karar verdim. Kalbim ne söylüyorsa onu sansürsüz, ayarsız yazmaya karar verdim.
Bu sadece erdemli, dürüst bir yazar olmak isteyişimden kaynaklanmıyor; bu işte mesleki kaygılarım da rol oynuyor. İyi yazar olabilmenin de en önemli şartının duygularımız hakkında açık ve dürüst olmaktan geçtiğini biliyorum. Çünkü okuyucu kalple yazılan yazıyı mutlaka tanıyor, onu arayıp buluyor ve takdir de ediyor. Bunun sonsuz rahatlığı var içimde.
Evet başlığımda dediğim gibi ben gerçek vatan sevgisini Gülen Cemaati'nde gördüm, dahası vatanseverliği onlardan öğrenmeye başladım.

Dienstag, 6. September 2011

’Fethullah Gülen seni çağırmadı, sen ısrar ettin’



Turgut’un Habertürk’teki yazısında Gülen’le yaptığı görüşmeye dair kullandığı bazı ifadelere Haber 7’den ilginç bir itiraz geldi.

05 Eylül 2011 Pazartesi, 22:51:16




Eskiden Genelkurmay'dan akredite olan gazeteciler bunu bir 'fors' olarak yazılarında belirtmeyi severlerdi. Şimdi ise Pennysilvania'da Akredite olmak daha forslu oalcak ki, as sayıdaki bu 'şanslı' gazetecinin arasında yer alamk için büyük bir rekabet var.

Habertürk yazarı Serdar Turgut da 'Gülen'in davet ettiği önemli gazeteci' forsunu kullanmak istedi ama jet düzeltme kısa süre içinde geldi.

Haber7.com yazarı Erkam Tufan Aytav'dan Serdar Turgut'a Fethullah Gülen uyarısı geldi! Aytav, Turgut'un Habertürk'teki yazısında Gülen'le yaptığı görüşmeye dair kullandığı bazı ifadeleri önce eleştirdi sonra düzeltti.

'GÖTÜRÜLMEDİN, ISRARLA SEN GÖRÜŞMEK İSTEDİN'

Serdar Turgut'un Gülen'le yaptığı görüşmeyi anlattığı yazısında ‘Fethullah Gülen ile konuşmaya götürüldüm’ ifadesini kullanmasını eleştiren Aytav, aynı görüşmeden kendisinin de olduğunu söyledi. Görüşmenin nasıl ayarlandığını da bildiğini kaydeden Aytav, Turgut'un konuyu yanlış yansıttığını, Gülen'le görüşmek Serdar Turgut'un için ısrar ettiğini söyledi.

Aytav, "Serdar Turgut'un Fethullah Gülen yanılgıları" başlıklı yazısında şöyle demiş:


"Sevgili Serdar Turgut;
....

Müsaade edersen yazındaki yanlış anlaşılmaya sebebiyet verebilecek bir iki ifadeyi tashih etmek isterim.

1- Fethullah Gülen’i ziyarete bir grup gazeteci ile birlikte gitmiştik hatırlarsan. Yazının başında ‘Fethullah Gülen ile konuşmaya götürüldüm’ ifadesini kullanmışsın, bunun doğrusu pek çok gazeteci gibi uzun bir zamanı içine alacak şekilde ısrarların sonucunda randevu gelmişti. Dolayısı ile aşırı ısrarlı taleplere karşı bizim de ricalarımızla çok sınırlı bir görüşme gerçekleşmişti. Yani götürülme yok ısrarlı talep karşısında kabul var."

Montag, 4. Juli 2011

Türkçe Olimpiyatları

Serdar Turgut
Serdar Turgut
Bilmem hatırlar mısınız, hayli zaman önce Türk okulunu ziyaret için Can Ataklı ve Nihal Bengisu Karaca ile birlikte Senegal'e gitmiştim. Okulda Türkiye'de yapılacak yarışmalara gönderilecek ekibin seçimi için yarışmalar vardı. Çocukları seyrettik. Akşam bu faaliyetler hakkında bir sohbet toplantısı vardı.
Ben orada fikrim sorulduğunda şunları söylemiştim: "Ciddi bir eleştirim var, okunan şarkılar, şiirler hep acılı oluyor, hatta çocuklar bazen ağlıyorlar da, bu size yakışmıyor. Bu yaştaki çocukların eğlenmeleri ve hayattan duydukları mutluluğu ifade etmeleri lazım.
Okuldaki öğretmenlerin, ülkelerinden uzakta olmalarından dolayı acılı olabileceklerini kabul ediyorum ama bu ruh hali çocuklara gösterilmemeli. Bu okulda din dersi olmasa da inançlı öğretmenlerle tanışan ve onları rol modeli kabul eden çocuklar sonunda inancın acı ve üzüntü getiren bir şey olduğu gibi yanlış bir fikre kapılabilirler.
Cemaatin tarihsel kökeninde bir ağlama kültürü olduğunu da biliyorum ama bu artık değişmeli, bu ruh hali ne cemaate ne de Türkiye'ye yakışmaz." Sonra bunları dönünce aynen yazdım da. İki gazeteci arkadaşım ve orada bulunan diğer insanlar şahittir bu konuşmaya.
Şimdi İstanbul'daki yarışmalarda büyük mutlulukla gördüm ki çocuklar hep neşeli şarkılar söylüyorlar, danslar ediyorlar, suratlar gülüyor, birlikte eğleniliyor. Bunu sadece benim eleştirimin sağladığını tabii ki iddia etmiyorum ama değişimde bir katkımın olduğunu söyleyebilirim.
Bunu cemaatten insanlara da sordum, "Kesinlikle doğru" dediler. Ben de hayatının her alanında, yazıda, bire bir ilişkilerinde gülümsetici taraf olarak yaşamak isteyen bir insan olarak çocuklarda gördüğüm bu değişimden çok mutlu oldum. Cemaati, eleştiri karşısında açık fikirliliği nedeniyle kutluyorum.
Serdar Turgut, Gazete Habertürk