Freitag, 22. Juli 2011

Gülen İslam'ın Özünü Anlatıyor

Gülen İslam'ın Özünü Anlatıyor
Klasik İslam'da olan ama zamanla aşınan çalışma, topluma hizmet, aile, toplum ve cemaate sevgi gibi "hizmet" kavramı içerisinden önerdiği diğer unsurlar biraz geri planda kalmış ve aşınmışlardı. Gülen, bütün bunları tekrar yerli yerine oturtuyor ve ihya ediyor.
Gülen Hareketi üzerine Yunanistan'da yayımlanan ilk kitabın yazarı Dr. Sotiris Livas: İnsanların hizmet vasıtasıyla birbirlerini dinlemeleri çok önemli.
İonio Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler, Türkiye ve Ortadoğu konularında dersler veren Dr. Sotiris Livas, doktorasını "Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan günümüze Ortadoğu ülkeleri ile ilişkileri" konulu tezle tamamladı. Atina Hukuk Fakültesi mezunu olan Livas, üniversite hocalığının yanında Atina'da avukatlık mesleğini de aktif olarak yapıyor. 2003 yılında "Türkiye, İsrail ve Yunanistan" konulu bir kitap tercüme eden Dr. Livas, "İslam, Küreselleşme ve Milliyetçilik: Türkiye ve Dünyada Fethullah Gülen'in Üslubu ve Çalışmaları" adlı eser ile kendi imzasını taşıyan ilk kitabını 2010 yılında yayımladı. Tamamı Gülen Hareketi'ne ayrılmış Yunanistan'da yayımlanan ilk kitap olan çalışma, ülkedeki harekete ilişkin tek Yunanca kaynak olması bakımından sıklıkla referans alınıyor. Gülen Hareketi'ni 7 başlık altında ve 143 sayfada işleyen kitap, zengin bir bibliyografyaya sahip. Yazar, Gülen'in farklı konulardaki görüşleri, Nuriye Akman'a verdiği röportaj ile yayımladığı mesajları Yunancaya tercüme ederek kitabın sonuna 38 sayfalık bir ek yaparak okurun istifadesine sunmuş.
Hasan Hacı: Gülen Hareketi'ne ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?
Sotiris Livas: Genel olarak İslam'a ilgi duyuyorum. Din olarak da saygım büyük. Türkiye'ye 1985-86'da ilk defa bir gezi vesilesiyle gittiğimde, Nur cemaatine mensup epey kişiyi tanıma fırsatı bulmuştum. Daha sonra doktoramı yaparken Türkiye'deki İslam ile daha yakından ilgilenme imkânı buldum. Bu şekilde Fethullah Gülen'in varlığını öğrendim. Zaten İslam'ın Türkiye'de ve Ortadoğu'daki gelişmesini takip ediyordum. Özellikle Müslüman entelektüellerin, Batı tarzı demokrasilerde İslam ve demokrasinin nasıl uyum içerisinde yaşayabileceğine dair cevaplarına yoğunlaştım. Gülen, bu konuda oldukça fazla özel ve belli cevaplar veriyor. Öte yandan bu hareketin Türkiye için anlamının ne olabileceği de ilgi alanıma girdi. Genel olarak İslam için bu hareket ne anlam ifade eder? Dinler arası diyalog gibi konuları da içerdiği için dinler adına bu gelişme ne ifade eder? Son olarak ülkem Yunanistan için ne anlam ifade eder? Bu sorular üzerine yoğunlaştım.
Hasan Hacı: Yunanistan'da bu sorulara cevap mahiyetinde olan Gülen Hareketi'ne ilişkin ilk kitap çalışmasına böylece imza atmış oldunuz...
Sotiris Livas: Yaptığım araştırma için çok fazla kitap okudum. Kendimi genel olarak Atatürk dönemi ve sonrası ile Osmanlı İmparatorluğu İslam'ının gelişim süreci ile geçirdiği aşamalara ilişkin oldukça fazla bilgiye sahip biri olarak tanımlayabilirim. Bu süreçlerdeki İslam'ın varlığı ile Türkiye'deki durumu beni çok ilgilendiriyor. Zannediyorum Fethullah Gülen gibi bir insanın ve oluşturduğu sistemin, Müslüman dünyasına ait başka bir ülkede ortaya çıkması mümkün değildi. Türkiye'de ortaya çıkması zorunluydu diyebilirim. Türk tipi İslam'ın belli karekteristik unsurları var çünkü.
Hasan Hacı: Gülen'i sevenler kendilerini Hizmet Hareketi ya da Gönüllüler Hareketi olarak tanımlıyorlar. Batı'da sizin de kitabınızda kullandığınız 'Gülen Hareketi' tabiri çoğunlukla tercih ediliyor...
Sotiris Livas: Bu hareketi bir kelime ile ifade etmek mümkün değil. Örneğin ne hareket ne de örgüt. Çok sıkı bir hiyerarşi yok. "Hizmet" kavramı çok özlü ve önemli bir kavram. Batı'da bir kelime ile ifade tercih ediliyor. "Hizmet" demek Batı için tam anlaşılır olmuyor. Yapacağımız tanımlama da daha çok bizim (Batı'nın) adlandırmamızı çağrıştırmalı. Onun için Amerika ve Avrupa'da belli bazı isimlendirmeler var. Ama tam anlamıyla Gülen Hareketi'ni bütün yönleriyle ifade edemiyor. Onun için benim kitabımda da farklı isimlendirmeler kullanılıyor.
Hasan Hacı: Gülen'in çok farklı ve çok yönlü bir kişi olduğuna dair görüşlerinizi kitabınızın ilk bölümünde dile getiriyorsunuz. Bu konuda neler söylersiniz?
Sotiris Livas: Her şeyden önce genel olarak İslam'a, Hıristiyanlığa ve Avrupa felsefesi ile düşüncesine dair çok derin bilgiye sahip. Onun için hem Avrupa'da hem de Amerika'da önerdiği İslam'ın kabul görmesine imkân verecek bilgiler kullanabiliyor. Kitabımda da Max Weber ve Kant ile ilişkisine atıf yapıyorum. Klasik İslam'da olan ama zamanla aşınan çalışma, topluma hizmet, aile, toplum ve cemaate sevgi gibi "hizmet" kavramı içerisinden önerdiği diğer unsurlar biraz geri planda kalmış ve aşınmışlardı. Gülen, bütün bunları tekrar yerli yerine oturtuyor ve ihya ediyor. Ortaya koyduğu İslam şekli, özüne uygun olarak barışçıl ve uyumlu. Bin Laden ve El Kaide'de ortaya çıkan aşırılıklarla ilgisi olmayan, doğru ve kabul edilebilir bir İslam'ı öne çıkarıyor. Batı için konuşulabilecek bir İslam anlayışı çok önemli.
Hasan Hacı: Gülen'i sevenler tarafından açılan kurumların başarısından bahsediyorsunuz. Sizce bu başarıyı getiren unsurlar nelerdir?
Sotiris Livas: Birkaç ülke hariç ben tam anlamıyla başarılı olduklarını düşünüyorum. Hem de sadece Türkiye bağlamında değil, özellikle Orta Asya, Ortadoğu ve Afrika gibi üst düzey kaliteli eğitimin verilemediği ülkelerde. Ana ilkeler çerçevesinde üst düzey kaliteli eğitimde ısrar etmek. Kaliteli eğitimin verilmesi zor olan ülkelerde Gülen işte bunu başardı. Topluma hizmette ısrar etmek ve ahlâki anlayışın herhangi bir dinle ilişkilendirilmeden verilmesi de çok önemliydi. Evet özellikle de eğitim alanında çok başarılı olduklarını düşünüyorum.
Dinler arası diyalog çalışmalarının ise eğitim kadar başarılı olduğunu düşünmüyorum. Ama bu sadece Gülen'den değil, daha başka nedenlerden kaynaklanıyor.
Hasan Hacı: Dünya barışına Gülen Hareketi'nin bir katkı yaptığını düşünüyor musunuz?
Sotiris Livas: İnsanların birbiriyle savaştığı bir ortamda dünya barışı o kadar çok boyutlu bir konu ki, Gülen Hareketi'nin özellikle eğitim vasıtasıyla korkuların giderilmesi, birbirini anlama, diyalog, hoşgörü konularına ağırlık vermesi çok önemli. Bu yolun izlenmesi muhakkak barışın geleceği anlamına gelmiyor. Dediğim gibi, insanların savaşmasına sebep olan o kadar çok farklı etmen var ki gerçek olan insanların Gülen vasıtasıyla diğerlerini dinlemelerinin önemli olduğunu düşünüyorum.
Hasan Hacı: Yunan medyasında Gülen Hareketi'ni anlamaya yönelik çok sayıda haber yayımlandı. Son dönemde ise birkaç olumsuz makale dikkat çekti. Dünya genelinde Gülen Hareketi'ne yönelik bir karalama kampanyası mı başlatılmak isteniyor?
Sotiris Livas: Bunların bir kısmı olağanüstü başarılı olmuş harekete karşı genel bir korkudan kaynaklanıyor. Biz Yunanlılar için ise her zaman Türkiye ve İslam ile olan ilişki meselesi var. Geçmişte çok defa Gülen'in takiyye yaptığı söylenmişti. Biz Yunanlılar ve Türkler, her zaman komplo teorilerinin yapıldığı bir bölgede yaşıyoruz. Komplo teorileri, adeta gerçekliğimizin bir yanını oluşturuyor. Bazılarının iddiası olan takiyye yöntemini kullandığına dair söylentiler üzerine birileri hiç kimse tam olarak bu insanın aklında ne olduğunu bilemeyebiliyor diye düşünebilir. Onun için yeni halife olacak gibi bütün bu tanımlamaların -bana göre o zamanki tarihî ortam başka, şimdiki ortam başka olduğu için böyle bir şey mümkün değil- gerçekle alâkası yok.

Yetkililer de Gülen kadar cesur olmalı

Hasan Hacı: Gülen, daha 1990'lı yıllarda Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması gerektiğini kamuoyu önünde ilk dillendirenler arasında yer almıştı. Yaklaşık 20 yıl sonra bile bu konu henüz aşılamadı. Görüşünüz nedir?
Sotiris Livas: Gülen, her zaman korkusuz konuşuyordu. Bu, onun en önemli karakteristik özelliklerinden bir tanesi. Herhangi bir korkusu ya da korku sendromu yok. Siperlerde korunmuyor. Biz ve onlar, biz ve diğerleri sendromu yok. Korku oluşturmaya hiçbir zaman çalışmadı. Tam tersine, insan korkularını yenmeli anlayışına sahipti. Bence başarısının en önemli unsuru buydu. Korkusuz bir insan. Herhangi bir şeyden korkmanıza gerek yok, diyordu. Hepimiz buradayız. Hepimiz ilerlemeye çalışıyoruz. Tam da bu bakımdan Heybeliada konusunda da korkusuzca hareket etti. Aşırılıktan uzaktı. "Heybeliada Ruhban Okulu'nu kapalı tutmamızın bir nedeni yok. Açalım." dedi. Buna karşılık Yunan dinî liderleri ve Yunan siyasileri olarak biz de benzer korku sendromlarından uzak şekilde hareket etmeliyiz. Biz de aynı şekilde böyle bir örneği izlemeliyiz. Türklerden, Yunanlılardan, Batı'dan korkma sendromuna göre hareket etmemeliyiz.
Hasan Hacı: Yunanistan'da Gülen'i seven girişimciler tarafından kolej açılması yönünde yapılabilecek başvurulara karşı, Yunan makamlarının dikkatini çeken haber ve yorumlar çıktı. Size göre bu korku neden kaynaklanıyor?
Sotiris Livas: Vasilis Markezinis makalesinde hareketin açık 'eğitim modeli'ni önerdiğini söylüyor. Ama her şeyden önce ülkeye sevgi çerçevesinde. Ülkeye sevgi kötü bir şey değil. Tam tersine ülkeye sevgi, çok önemli bir özellik. Maalesef bunu unutmuşuz. Gülen oradan başlıyor. Ben ülkemi seviyorum. İslam'ı seviyorum. İnsanımı seviyorum. Bir şeyden korkmama gerek yok. Vatanım olan Türkiye'yi seviyorum.
Birincisi, Türkiye ve Yunanistan'ın geçmişi ile günümüzde çözümlenmemiş bazı sorunları var. Bu siyasî konular, politikacıların işi. İkincisi ise kötümserlik, güvensizlik, düşmanlık ve korku dolu bir geçmişleri var. Gülen bu ikincisine ağırlık veriyor. Bunu konuşabiliriz, değerlendirebiliriz diyor. Bunu çok net ele alırsak sorun olmaktan tamamen çıkabilir. Bir daha da bizi meşgul etmez. Ama o zamana kadar biraz daha dikkatli olmakta fayda var. Gülen, Türkiye'ye sevgi ile başlıyor. Benzer biçimde biz de Yunanistan'a sevgi ile hareket etmeliyiz. Korkularımızın üstesinden gelmek için de Türkiye ve Yunanistan olarak mevcut sorunlarımız konusunda ileri adımlar atmak zorundayız.
Hasan Hacı: Siz Yunanistan'da kolej açılmasını ister misiniz? Buna izin verilse herhangi bir sorun yaşanır mı?
Sotiris Livas: Ben Yunanistan'da sorunların yaşanacağını düşünmüyorum. İkincisi de böyle bir şeyden kaçınmak istesek bile yakın dönemde böyle bir şeyden kaçınmak mümkün olmayacak. Çünkü eğitim serbestisi var. Üçüncüsü ise Sayın Gülen, tabii ki oluşturduğu sistemin bütününü kontrol etmiyor. Hem Gülen hem de onun yanında ve altındaki insanlar çok zeki. Yunanistan'da açıkça milliyetçi propaganda yapılmasına kesin olarak izin vermezlerdi. Ben, her zaman yasal ve kanuni bir çerçevesi olmak kaydıyla Yunanistan'da kolej açılmasına olumsuz yaklaşmıyorum.
Zaman

Donnerstag, 21. Juli 2011

Vatan Size Hasret

Vatan Size HasretFethullah Gülen başta olmak üzere birçok kişi, adı konulmamış bir sürgün yaşıyor. Türkiye, sürgündeki değerlerinin, Esat Coşan, ve Ahmet Kaya gibi vatana hasret vefat etmesini istemiyor. Kemal Burkay dönüyor, ya diğerleri...
'Hadi Gülümse'yin
Hadi gülümseyin. Vakti geldi geri dönüşlerin. Kişi evine davet edilmez; ama davet var size. Çıkmak zorunda kaldığınız memleketinizin kapıları ardına kadar açıldı. Gülümseyin ve düşünmeyin geçmişte olanları. Düşünmeyin ki; o kirli geçmiş unutulup gitsin. Korkmayın, 'unutursak geçmiş tekrar geri gelebilir' diye. Alnınızdaki çizgilerden yol haritasını belirleyen bir gençlik var, artık. Bilin ki, size minnettar olduğunu düşünen bir gençlik bu. Sizi ibretle seyredeceklerdir ve alnınızdaki her bir çizgiden ayrı ayrı sonuçlar çıkaracaklardır. Bakın o gençlerden olan Muhsin Kızılkaya da ilk anda adını hatırladıklarına sesleniyor: Ahmet Kahraman, Serhat Bucak, Günay Aslan, Yaşar Kaya ve ismini şu an hatırlayamadıklarım, artık gurbette kalmanızı gerektiren bir durum kalmadı. Sizleri yanımızda görmek istiyoruz.
Kara kış bahara gebedir. Siz kışı yaşadınız. Ve sonraki neslinize baharı getirdiniz. O nesil biliyor ki bugün filizlenen çiçeklerin tohumunu sizler ektiniz. Yaşadığınız keder yeter size. Bağrınızda büyüttüğünüz baharı yaşama zamanıdır. Yıllardır burnunuzda buram buram tüten o güzel kokulu çiçekler açan memleketinize gülümseyin. Çünkü, Kemal Burkay; artık, hiçbir şehir sana küskün değil. Eğer dönmezsen 'yoksa biz nasıl yenileniriz.' Ki 30 Temmuz'da Türkiye'deyim demişsin. Dönüşün bir çığlık olsun, uzaklarda yankılansın. Duyan bigâne kalmasın. Gülümsesin.
Fethullah Gülen Hocaefendi; senin memleketini ne kadar çok sevdiğini biliyoruz. Vatanın her köşesinde topladığın toprakları her gün hasretle kokladığını, içinde Türkiye geçen bütün cümlelerde göz pınarlarının dolduğunu biliyoruz. Hasretini çektiğin bir 'gül devri' var, bunu da biliyoruz. Türkiye sevdanı Türkçe'ye yükledin, dünyanın çocuklarına söylettin. Asrın çilekeşi ne demişti. "Biz acele ettik, kışta geldik. Siz cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz." Sanırım, o büyüğün bahsettiği zaman bu. Sen dön artık, karşında durursa 'alem sıkılsın.'
Yurt dışında yaşamak zorunda bırakıldığınızı biliyoruz ve sizi anlıyoruz. Durumunuzu Emekli Amirallerden Atilla Kıyat'ın bir cümlesi çok güzel özetliyor: "İdam edilmeden önce eğer Deniz Gezmiş'e 'Seni idam etmeyeceğiz; ama 6 sene sonra bir darbe olacak ve seni Mamak Cezaevi'ne kapatacağız. Orada korkunç işkenceler göreceksin.' denilmiş olsaydı, Deniz gezmiş 'beni idam edin' diyecekti." Bir asker eğer bunu diyebiliyorsa yurt dışında yaşamayı seçmenize kim ne diyebilir ki?
Yaşadıklarınızı, en iyi bilenlerden, Ali Bulaç da, artık yasal hiçbir engelin kalmadığını dile getiriyor. Bu çerçevede Kemal Burkay'a yapılan çağrının aynısının, Selehattin Eş'e de yapılmasını istiyor. Bununla birlikte Bulaç, küçük bir kaygısını dile getirmeyi de ihmal etmiyor. "Siyasi ortam yumuşamış olabilir fakat, bu yapılanların yeni bir anayasayla teminat altına alınması gerekiyor. Aksi takdirde 1980 anayasasına uygun olarak yapılmış olan kanunlara güven olamaz."
'Bu davet bizim'
Gülümseyin. Belki gülümsemeniz bu günleri göremeyenlere de, rahmet olur, yağar üstlerine. Bu gençlik onları da unutmuyor bilin. Çünkü; yaratılanı Yaradan'dan ötürü seviyor. Mahmud Esad Coşan ki, milyonlarca insan iki dudağı arasında dökülecekleri hasretle bekliyordu. 28 Şubat döneminde hakkında 312. Madde'den açılan davadan dolayı Avustralya'ya göç etmek zorunda kaldı. Ancak burada da konferans, sohbet, yayın ve çeşitli kurumsal faaliyetlerle yoğun bir şekilde eğitim çalışmalarını sürdürdü. Geçirdiği bir trafik kazası sonucu memleket hasretini de yanına alıp ebediyete intikal etti. 2000'li yılların Türkiyesi'nde yaşayanlar, Yılmaz Güney'i, Ahmet Kaya'yı da buruk bir hasretle hatırlayacak. Attığı manşetlerle onları memleketlerinin dışında hayatlarını geçirmek zorunda bırakanları da unutmayacak. Ahmet Kaya, şöyle demişti. "Üşüyorum. Üşümem, soğuktan değil vatansız kalmaktan." Bilin ki, bu gençlik, memleketinizden ayrı düşmenizden dolayı üşümenize tahammül edecek bir gençlik değil.
Nazım Hikmet memleket özlemini 'Sen şimdi yalnız saçımın akında, enfarktında yüreğimin, alnımın çizgilerindesin memleketim,' şeklindeki dizelerle haykırdı. Yine onun cümleleriyle sesleniyoruz size: Kapansın el kapıları bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, Bu davet bizim!
Türkiye özlemimizdir
1980 askeri darbesi sonrasında Kemal Burkay ve Yılmaz Güney başta olmak üzere 30 bin kişi ''siyasi mülteci'' olarak yurtdışına gitmişti. Fethullah Gülen, Mahmud Esad Coşan, Merve Kavakçı, Ahmet Kaya, birlikte birçok kişi de 28 Şubat'ın siyasi ortamından dolayı yurtdışında yaşamayı seçmek zorunda kaldı. Yurtdışında yaşayan bazı isimler bir gazeteye verdikleri demeçte Türkiye'ye dönmek istediklerini fakat siyasi zemine güvenmedikleri için dönemediklerini söylemişlerdi.
Yaşar Kaya (Siyasetçi, Irak'ta yaşıyor) Türkiye'ye dönmeyi çok arzu ediyorum tabii ki. Sürgün bir hayatın açık hava hapishanesinden farkı yok. Kimseden af dilemiyorum. Kimseden medet de ummuyorum. Çünkü suçlu değilim. Suç işleyenler Ergenekoncular, JİTEM'ciler ve son dönemde faili meçhulleri zamana yayanlardır. Türkiye, benim özlemimdir. Türk ve Kürt halkının ortak vatanıdır.
Kemal Burkay (Siyasetçi, İsveç'te yaşıyor) Bizim durumumuzdaki insanların ülkeye dönüşü, genel olarak ortamın yumuşaması için uygun bir yasal zemin oluşturulmalı, siyasetin ve özgür düşüncenin önü açılmalıdır. Bu talep, süregelen 12 Eylül hukukuyla sağlanamaz.
Vildan Tanrıkulu (Yazar, Almanya'da yaşıyor) 30 yıl önce bıraktığım köyüme hiçbir kaygı duymadan dönmek istiyorum. AK Parti'nin başlattığı demokratik açılımı değerli görüyorum ve bu süreç umit var olmamızı sağlıyor. Kürt aydınları kültürle ve sosyal alanda büyük birikimle Türkiye'ye döneceklerdir. Bu da süreci hızlandırır. Barışın olduğu kadar AK Parti'nin de elini kuvvetlendirir.
Yılmaz Çamlıbel (yazar, Almanya'da yaşıyor) Burada ne kadar rahat olsak bile insan yine de kendi ülkesinde olmayı istiyor. Ülkemin havasına, suyuna, toprağına, taşına, her şeyine hasretim. Uzakta olsam da kalbim hep orada. Tutuklanma kararı kaldırılmadan dönmem zor olur. 75 yaşından sonra hapis hayatı yaşamaya tahammül edemem.
Şükrü Gülmüş (Yazar, İsveç'te yaşıyor) Yazdıkları ya da söylediklerinden dolayı bu insanlar suçlanıyor. Hükümetlerin yapabilecekleri bir yere kadardır. AK Parti yapabileceğini yapıyor. Dönüşler için de yasal bir düzenleme yapabilir.
İlk siyasi sığınmacı Cem Sultan
Tarihe baktığımızda göze çarpan siyasi sığınmacılardan ilki Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultan'dı. "II. Beyazıt'la giriştiği taht mücadelesini kaybettikten sonra Cem Sultan, Rodos Şövalyeleri'ne sığındı.
'Jön Türkler' ya da "Genç Osmanlılar" ( Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi, Agah Efendi gibi yazar ve gazeteciler) hemen tüm çalışmalarını, tartışmalarını ve ayrılıklarını yurtdışında özellikle de Fransa'da gerçekleştirdi.
Son padişah Vahdettin 17 Kasım 1922 sabahı, bir İngiliz zırhlısı ile Malta'ya göçtü.
Son Halife Abdülmecit ise, 3 Mart 1924'te halifeliğin kaldırılmasından sonra Fransa'ya.
Cumhuriyet döneminde Sabahattin Ali, Bulgaristan'a kaçmaya karar verdi. Kaçış sırasında para karşılığı anlaştığı Ali Ertekin adlı kaçakçı tarafından Bulgaristan sınırında şaibeli bir şekilde öldürüldü.
Nazım Hikmet 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildikten sonra öldürüleceği yolundaki duyumları üzerine 17 Haziran 1951'de Moskova'ya gitti. Türk vatandaşlığından çıkarılmasından 58, ölümünden 46 yıl sonra ise şaire Türk vatandaşlığı tekrar iade edildi. 1981 yılında Yılmaz Güney Fransa'ya gitti 1984'te Paris'te hayatını kaybetti. Masis Kürkçügil, 1980 sonrası Fransa'ya kaçtı.
Türkiye'ye sığınanlar da var
Osmanlı'ya da sığınan birçok sığınmacı var. Örneğin İsveç Kralı Demirbaş Şarl, Orta Macar Kralı Tökeli İmre Osmanlı'ya sığınmıştı.
Yahudiler, 1500'lü yıllarda İspanya'da soykırıma tabi tutuldukları için Osmanlıdan (2. Beyazit dönemi, Saltanatı 1481- 1512) sığınma istemiş ve Osmanlının bunu kabul etmesi sonucu bu topraklara yerleşmişlerdir. Stalin, İstanbul'a, Ayettullah Humeyni, Türkiye ve Fransa'ya kaçmış veya mecburi iskana tabi tutulmuşlardır.
Batıdan gelen bu sığınmacıların dışında doğudan gelmiş olanlar da var. İran'daki Şirvanşahlar'ın prensleri 16'ıncı yüzyılda Osmanlı'ya sığındılar. Buna karşılık, Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Beyazıt, babasının sağlığında II. Selim ile yaptığı mücadeleyi kaybettikten sonra İran'a sığındı.
Refah Partisi eski Milletvekili Şevki Yılmaz: Selehattin Eş'in hicreti bitsin
7 yıllık hicret yaşadım. Eş, dost ve vatan hasretinin ne olduğunu bizzat yaşayarak öğrenen bir kardeşinizim. Yurtlarından sürgün edilme olayları bizle başlamadı. Zalim ve despot yönetimlerin, köleleri uyandırmaya çalışan insanlara uyguladığı metotlardan biridir.
Artık özgürlük ortamı oluşuyor. İnsanlar kendi yurtlarına dönüyorlar. 100 senedir maalesef içimizdeki elit takımı, çoğunluğa tahakküm ederek, ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini bir avuç mutlu azınlığı peşkeş çekmek suretiyle saltanatını sürdürmeye devam eden bu Ergenekon çetesi, halkın uyanışıyla artık iktidarlarını kaybettiler. Çünkü bu bir halk hareketidir. Bizim şeref tacı suçumuz tribünde maç seyreden yığınları sahaya indirmekti. Çalışmalarımız meyvelerini vermeye başlamıştır. Bir çiftçinin mutluluğunu yaşıyorum adeta. Bu gelinen noktada çakıl taşı olabildiysek Allah'a hamd olsun.
Benim hicretim de biraz daha uzayacaktı ama babamın cenazesine iştirak edemedim. Arkasından annem hastalanınca yurtdışından gelmeye mecbur oldum. Gelmeyen arkadaşlar bazı taşların yerli yerine oturmasını bekliyorlar. Ünümüzdeki yıl içerisinde ümit ederim ki yurt dışında olan tüm kardeşlerim dönerler.
Selahattin Eş kardeşim var. Hepimizden daha çok bu çileyi çekti. İran'da uzun yıllar kaldı. Sonra Almanya'ya gitti. Bir karıncayı bile incitmemiştir. Şu anda vatansız gözüküyor. 30 yılı aşkın süredir hicrettedir. Selahattin Bey'in gelmesi için medya bir kampanya yapmalıdır. Fethullah Gülen'in suçu nedir? Eğitim ve aydınlatma faaliyetinden başka ne yapıyor. Hükümetin bu konuda daha fazla çaba göstermelidir. Kimse dışarıda kalmamalıdır. Türkiye emniyetteki kayıtlarını da göz önünde bulundurarak tamamen temize çıkartacak bir ortam hazırlamalıdır. Kalemi suç saymak bir ülke için büyük ayıptır.
Dağdaki eşkıya silahı bırakırsa pişmanlık yasası çıkarıyorsunuz. MHP çıkarttı. Bu hükümet de MHP'nin çıkarttığı yasayı uygulamak istedi. Dolayısıyla eşkıyaya bunu yapıyorsun da neden karınca ezmemiş, sadece kalemiyle, düşüncesiyle var olmuş insanlara bunu yapmıyorsun. Batılılar bu insanlardan istifade ediyorlar, ülkemiz neden istifade etmesin.
Kürt aydın Muhsin Kızılkaya: Şivan Perwer de dönebilir ama...
Kemal Burkay'ın davet edilmesi çok olumlu bir durum. Artık ortam çok müsait, herkes dönebilir. Şivan Perwer de dönebilir ama onun daha farklı hassasiyetleri var. Konserleri ile geçinen bir insan. Döndüğünde konser verebileceği bir ortam oluşur mu, bilinmez. Bunun dışında Fethullah Gülen içinde ortam müsait ama kendilerinin ayrı hassasiyetleri var. Türkiye'ye döndüğünde laiklik tartışmaları tekrar başlar mı başlamaz mı o da bilinmez. Tabii hükümetin daha sağlam güvenceler vermesi gerekir bu konu yasalarla güvence altına alınması gerekir.
1980 ortamından kaçıp kısa bir süre sonra gelenler oldu. Bu durum, kimilerine göre farklı yorumlanabilir fakat erken dönemde gelenler, siyasetten erken elini ayağını çekenlerdi. Kalanlar da aktif siyaseti orda sürdüren insanlardı.
Yurt dışına çıkanlar eğer kalsalardı değişik travmalara muruz kalacaklardı. En azından gidip, işkenceden kurtuldular. Tabii ki sürgün de çok acı bir deneyimdir. Diyarbakır cezaevi'nde neler yaşandığını hepimiz biliyoruz. Ben emekli amiral Atilla Kiyat'la bir röportaj yapmıştım. Orda şunu şöylemişti: Eğer Deniz Gezmiş idam edilmeden önce ona 'Seni idam etmeyeceğiz; ama 6 sene sonra bir darbe olacak ve seni Mamak Cezaevi'ne kapatacağız. Orada korkunç işkenceler göreceksin' demiş olsalardı, Deniz gezmiş 'beni idam edin' diyecekti. Bunu bir askerin söylemesi, 12 Eylül'ün ne kadar korkunç olduğunu gözler önüne seriyor. Yurt dışında kalmak onlara katkı da sağladı. Mesela bir kısmı yabancı diller öğrendiler. Dünyaya daha geniş bir perspektiften bakmayı öğrendiler. Yurt içinde kalanlar daha agresif oldular. Daha intikamcı bir şekilde hareket ettiler.
Yurt dışında olup da dönmesini istediğim kişiler: Ahmet Kahraman, Serhat Bucak, Günay Aslan Yaşar Kaya. Sayarsam, 30-40 kişinin adını sayarım ama aklıma ilk gelenler bunlar.
Bunların haklarında vakti zamanında DGM (Devlet Güvenlik Mahkemeleri)'de 10 yıllara varan davalar açıldı. Bunların hiçbiri şiddete başvurmuş insanlar değildi. Yazı yazmışlar fikirlerini açıklamışlar. O nedenle haklarında ağır cezalarda davalar açılmış. Bazılarının davalara hala sürüyor.
Gazeteci-Yazar Ali Bulaç: Fethullah Gülen temkinli davranıyor
Bu Türkiye'nin rahatlaması için önemli bir gelişme. Çünkü Kemal Burkay, Kürt milliyetçi hareketinin önemli liderlerinden birisi. Yaklaşık 30 yıldır yurt dışında mecburen bulunmaktadır. Artık düşüncenin özgürce açıklanması noktasında önemli adımlar atılıyor. Bu bir rahatlama getiriyor. Bu rahatlama çerçevesinde diğer siyasi yasaklıların da önü açılıyor. Bu açıdan Kemal Burkay'ın dönüşünü son derece olumlu buluyorum. Ben aynı şeyin Selehattin Eş için de yapılmasını isterim. Sağ-sol, İslami kesim ayrımı yapmaksızın siyasi görüşünden dolayı Türkiye'yi terk etmek zorunda kalanların kendi ülkelerine dönmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında, onun dönüşünü engelleyen her hangi bir hukuki durum yok. Muhtemelen o, siyasi havanın biraz daha yumuşamasını bekliyor. Bir yemin krizinden daha yeni çıkıyoruz. Çıkmış da sayılmayız. Daha geride BDP var. Ama bunu kendi takdirine bırakmak lazım geliyor. Uygun bir zamanda zannedersem Türkiye'ye dönecektir.
Türkiye'nin 12 Eylül ve 28 Şubat sürecinden tamamen çıkması lazım. Bu durum ancak yeni sivil bir anayasa ile mümkündür. Yeni bir anayasa olursa bütün engeller ortadan kalkar. Şu anda insanlar geliyor ama çok da kendilerini öyle bir güvencede hissetmiyorlar. Mahkemeler isterse onların haklarında yeni davalar açabilir. İşte 'Sen 6 ay önce Almanya'da şöyle bir konuşma yapmıştın.' diyebilir. Yeni anayasaya bağlı olarak eski kanunların da değişmesi gerekiyor. Çünkü yürürlükte olan kanunların yüzde 80'i 12 Eylül anayasasına bağlı olarak yapılan kanunlardır. Eğer yeni anayasa yapılırsa, hukuki bütün engeller kalkar. Bir güven ortamı oluşur. Herkes gönül rahatlığıyla kendi ülkesine döner.

Gercek Hayat

Türk Okulları Bizim Yurt Dışındaki Limanlarımız

Türk Okulları Bizim Yurt Dışındaki Limanlarımızİstanbul İhracatçılar Birliği Başkanı Zekeriya Mete, "Türk okullarının en büyük destekleri olduğunu ve Türk işadamlarının yurt dışında sığındığı limanlar olduğunu" ifade etti.
İhracatçılar Birliği Başkanı Zekeriya Mete'nin Haber 7 Ekonomi Editörü Hakan Göksel'e Türk okullarıyla ilgili yaptığı açıklama şöyle:
Türk Okulları En Büyük Desteğimiz
Türk okullarımızın çok büyük desteği var. Her geçen gün kendini daha çok hissettiriyor. Bunu söylemeden geçemeyeceğim. Geçen hafta ödül törenimiz vardı. Türk okullarına, olimpiyatlara ödül verdik.
Tabi bunu anlamak için 50 sene 100 seneyi görmek lazım. Bizler gidip Türk malına ve Türklüğe olan ilgi ve alakayı oralarda görüyoruz. Bunlar bir şeyleri yapmakla oluyor. Oralarda Türk bayrağını dalgalandıran okullarımız var. Gerçek bir Türk imajı diyorum onlar için. Hani 'dünya çapında markamız yok' diyoruz ama bence okullar gerçekten dünyada bir Türk markası.
Bir Batılıya her ürünü yaptırma şansınız yok. Bir ürün istediğiniz zaman Batılı şirket aylarca bekletebiliyor. Ama bir Türk çok pratik zekası ile çabuk karar verip kaliteli ürünü üretebiliyor. Bu bağlamda sizin söylediğiniz sorunun cevabı da bu olsa gerek. O yüzden de başarı arkasından geliyor.
Okul vurgusunu sık yapmanızdan anlıyorum ki sadece eğitim ya da kültür değil aynı zamanda ticaret elçileri...
Onlar bizim yurtdışındaki limanlarımız diyorum. Türk ihracatçısının, Türk işadamının sığındığı limanlar.
Türk okullarını hep söylüyoruz, bu limanlar gerçek limanlar. Geçenlerde yine bir kanalda Tanzanya eski Cumhurbaşkanı konuşma yapıyor, 85 yaşında beyefendi. Oğlu Türk okullarında okumuş şimdi Tanzanya'nın Milli Savunma Bakanı olduğunu söylüyordu.
Düşünün Türk okullarında okumuş Türkiye'ye gelmiş Türk kültürünü bilen, Türk dostları olan, arkadaşları olan... Bunları söylerken tüylerim diken diken oluyor. Çünkü bu bir duygu seli! Bunu yaşamak, görmek, hissetmek lazım...
Çünkü bu işi yapan öğretmenlerimizin hangi özveriyle yaptığını biliyorum, hangi fedakârlıklarla yaptığını biliyorum. Çocuklarını alıp Afrika'da zencilerle beraber arkadaşlık yaptırdığında oradaki zenci diyor ki 'bu nasıl beyaz?' diyor. 'Böyle bir beyaz olamaz. Evladı benim evladımla arkadaşlık yapıyor. Adam benimle oturup aynı sofrada yemek yiyor. Bu farklı bir beyaz' diyor.
Dolayısıyla bu Türk milletinin cana yakınlığı, sıcaklığı, samimiyeti, dostluğu Türk okullarının da başarısını ortaya çıkartıyor. Bu okulların ayakta kalması, büyümesi için kimin emeği geçiyorsa Allah razı olsun diyoruz onlara.