Montag, 4. Juli 2011

Türkçe'nin de Ötesinde

Zülkef Yeşilbahçe
Zülkef Yeşilbahçe
1984 yılından sonra doğu bloğu yani Varşova paktına bağlı, komünist rejimin hüküm sürdüğü ülkeler içten içe kaynamaya başlar. Kaynama yıllardır dış dünya ile ilişkileri kesik olan halk tarafından başlatılır. Demokrasi için yapılan ayaklanmalar. Yugoslavya, Romanya, Bulgaristan Azerbaycan Karabağ ve diğer balkan ülkelerinde yüz binlere varan can kayıpları ile sonuçlanır. Sırpların hiçbir haklı nedene dayanmadan katlettikleri, Müslüman Boşnakların bu gün hala toplu mezarları ortaya çıkarılmakta. Pek tabi ki komünizmin kıskacından kurtularak demokrasiye kavuşmanın maliyeti de yüksek oldu. Rejim değişikliğine giden bu ülkelerin o yıllarda özellikle 1989-90 yıllarında ekonomileri çöküş dönemine girmiş idi. Çünkü dünyanın dört bir yanına göçler başlamıştı.
İşte o yıllarda Türkiye de Nur cemaati liderlerinden Fethullah Gülen hoca ve ekibinin Medeniyetlerarası diyalog ve hoşgörü projesi uygulamaya konuyordu. Türkçe dünyada yaygınlaştırılması. Aynı zamanda bu proje ile Türk insanının hoşgörüsünü ve insan sevgisini dünyaya anlatmaktı. 1989'lı yıllarda dış ülkelerde açılmaya başlayan Türk okullarına Türkiye de bazı çevreler, üst düzey liderlerine rağmen bu cemaatin girişimlerine şüphe ile yaklaştılar.
Zamanın Başbakanları, Cumhurbaşkanları Turgut Özal, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit bu girişimi destekleyenlerdendi.
Proje ne maksatla yürütülürse yürütülsün, benim bu projede desteklediğim bir nokta vardı. O da Türkçenin yasaklandığı ülkelerde benim Kırmızı Ay Yıldızlı bayrağım istiklal marşımızın eşliğinde Türkçe okunarak göndere çekiliyor olması idi.
Zaman içerisinde Türk milletinin ruhundan beslenen bu projeye milyonlara varan gönüllüler katıldı.
İşte ilki 2003 yılında yapılan 1'ci Türkçe olimpiyatları 17 küçük ülkelerin katılımı ile başladı. Afganistan, Bosna Hersek, Kuzey Irak, Moldova, R.F Tacikistan, Türkmenistan, Arnavutluk, Kazakistan, Makedonya, Nahcivan Ö.C. Romanya, Ukrayna, Kırım Ö.C. Azerbaycan, Kırgızistan, Moğolistan, R.F Başkurdistan, Tadjikistan.
15-30 Haziran 2011 tarihleri arasında yapılan 9 u Türkçe Olimpiyatlarına katılan ülke sayısı 130. ABD'den Zimbabve'ye kadar. Dünyanın beş kıtasından ülkemize gelen bu Türkçe sevdalısı gençler, söyledikleri şiirlerle. Okudukları şarkılarla, oynadıkları oyun ve gösterileri ile izleyenlere bazen hüzünlü bazen de neşeli günler yaşattılar. Onlar okudukları o Türk okullarında bizi bizden daha fazla özümsemişler.
Bu durumu Meclis başkanı Sayın Mehmet Ali Şahin Konuşma ve yazma dalında birincilere ödüllerini sunduktan sonra yaptığı duygu yüklü konuşmasında şu cümlelere yer veriyordu. "Beş kıtadan, dünyanın dört bir yanından, barış çiçekleri, gönüllerinden gelen Türkçe ve Türkiye sevdalıları bu eşsiz, duygu yüklü etkinliğe katıldılar. Bu olay dünyada Türkçenin yaygınlaşmasının da ötesine geçmiştir. Bu gençlerimiz ülkelerimiz arasında geliştirilen diplomasi için önemlidirler. Onları Cumhurbaşkanlığımızın himayesinde gerçekleşen bu etkinlikte Türk Ulusu olarak bağrımıza basıyoruz."
Benzer duygulan 30 Haziran akşamı olimpiyatların kapanışına katılan Sayın Başbakan ve bakanlar da gençleri ayakta alkışladılar.
Uluslararası Türkçe Öğretimi Derneğinin öncülüğünde gerçekleşen bu organizasyona 30 üzerinde destekleyici kuruluş katkı koyuyor. 9 u Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'nın bu yılki çağrısı; Gelin Tanış Olalım. Birlikte söyledikleri şarkılarının nakaratı"; Hep birlikte yeni bir dünya kuruyoruz" Kurulacak yenidünya gerçekten Türk dünyası mı yoksa tüm milletlerin kardeşçe yaşadığı bir dünya mı olacak, bunu gelecek nesillerimiz görecek.
Bu büyük organizasyon ülke geneli ile paylaşıldığı için başarılı oluyor ve olmaya da devam edecek.
Geçen yılki olimpiyatlarla ilgili etkinliği, siz değerli okuyucularım ile Güneş Balçıkla Sıvanmaz başlıklı yazım ile paylaşmıştım. Bu cümleyi bir kez daha tekrarlıyorum.
Zülkef Yeşilbahçe, Bursa Haber  

Türkçe Olimpiyatları'nda Milli Takım Ruhu...

Hasan Karakaya
Hasan Karakaya
Önceki gün; "9. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları"nın "kapanış töreni"ndeydim... 2002'de "17 ülke"nin katıldığı olimpiyatlara, bugün "130 ülke"nin katılıyor olması, "maya"nın tuttuğunun ve "çıta"nın gittikçe büyüdüğünün bir işareti olsa gerek.
"Kapanış gecesi"ne; Devlet Bakanı Egemen Bağış, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve eşi Emine Erdoğan'la birlikte katılan Başbakan Tayyip Erdoğan, büyük alkış alan konuşmasında dedi ki; "Vefayı görmek isteyen, fedakârlığı görmek isteyen buraya baksın... Türk okullarının mimarlarını ve bu olimpiyatlara emeği geçenleri hayırla yad ediyor, herkesi yürekten tebrik ediyorum."
Geleceğe İnşa Edilen Köprü
Gerçekten de;
Endonezya'dan, Tacikistan'dan, Bosna Hersek'ten, Kenya'dan, Ukrayna'dan, Kamboçya'dan, İngiltere'den, Gana'dan, Senegal'den, Filipinler'den, Brezilya'dan, Azerbaycan'dan, Mali'den, Yemen'den... Hasılı kelâm "130 ülke"den gelen çocuklara "Türkçe" öğretmek, onlara merhum Mehmet Akif Ersoy ve Necip Fazıl'dan "şiir"ler, Yunus Emre'den "ilâhi"ler, sanatçılardan "şarkı" ve "türkü"ler ile "parodi"ler öğretmek, kolay iş olmasa gerek...
Bu işi, "gencecik öğretmenler" başarmış... O gencecik öğretmenler ki; "dil"lerini ve "din"lerini bilmeden, hatta "yolunu-yordamını" bile tanımadan gittikleri ülkelerde "okul"lar açtılar, oradaki çocuklara hem "Türkiye"yi tanıttılar, hem de "Türkçe"yi öğrettiler.
Böylece, bir "köprü" inşa ettiler...
"Geleceği" inşa ettiler...
Çünkü, yetiştirdikleri öğrenciler, gelecekte, kendi ülkelerinin "önemli mevkileri"ne gelecekler ve belki de "işadamı" ve "yönetici" olacaklar...
Ama, öyle umuyorum ki;
"Türkiye ile ilişkileri"ni hep iyi tutacaklar, Türkiye'yi asla dışlamayacaklar.
Bunu başaran;
İşte o "gencecik öğretmenler" olacak... "Bu yolu açan"lar, elbette hayırla yad edilmeli... Ama, "öğretmen"lerin de alınlarından öpülmelidir.
Ki, Başbakan Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, işte bu "vefakâr, cefakâr ve fedakâr" öğretmenleri tek tek tebrik ettiler.
Erdoğan'ın Verdiği Mesaj
Erdoğan'ın, gecede yaptığı konuşma da hayli "anlamlı", bir o kadar da "mesaj" yüklüydü.
"Türkçe Olimpiyatı"na, "300 ülke"yi temsilen katılan "öğrenci"lere seslenen Erdoğan, özetle dedi ki;
"Bugün burada bizler gelin tanış olalım diyen Yunus Emre'nin takipçileriyiz. Bizler 3 kıtada konuşulan Türkçe'de buluşmuş dost ve kardeş ülkenin fertleriyiz.
130 ülkeden gelmiş kardeşlerime şunu ifade etmek istiyorum: Türkçe kardeşliğin, barışın dilidir. Türkçe kin ve düşmanlığın değil; hoşgörünün, muhabbetin dilidir. Evlerinize döndüğünüzde bizlerin selamlarını iletin."
Gana'deniz Uşakları
Erdoğan'ın seslendiği "öğrenciler"den, benim ve tabiî Sinan Erdem Spor Salonu'nu dolduran "16 bini aşkın" insanın ilgisini en çok çeken, "Ganalı öğrenciler"di... Ganalı öğrenciler; Akçaabat yöresine özgü öyle bir "horon" oynadılar ki, salon, onları ayakta alkışladı...
Ben, onlara "simsiyah ten"lerine rağmen, "Ganalı Lazlar" dedim...
Kimi meslektaşlarım da, "Gana'deniz uşakları" dedi...
Gerçekten de;
"Ganalı zenci çocuklar" öyle başarılı bir "horon" oynadılar ki, bir "Karadeniz Halk Oyunları Ekibi" de, ancak bu kadar oynayabilirdi...
Ki, Başbakan Tayyip Erdoğan, Ganalı çocukların bu başarısına duyarsız kalmadı ve eşi Emine Hanım'ın elinden tutarak sahneye çıkıp, "Gana'deniz uşakları"nı tek tek tebrik etti.
Çocuklar da, Erdoğan'ın bu "jest"ine; "Bize her yer Trabzon" esprisiyle karşılık verdi.
"Türkçe Olimpiyatları"nda benim favorim, işte bu "Ganalı Lazlar" yani "Gana'deniz uşakları"ydı...
Tabiî; Mehmet Akif Ersoy'un "Atiyi Karanlık" şiirini ezbere ve yürekten hissederek okuyan Gürcistanlı Leila Kurbanova'yı ve "Marslı" kostümüyle sahneye çıkıp, yaptığı "espri"lerle milleti gülme krizine sokan Romanyalı Christian Vlad'ı da tebrik etmeden geçmek olmaz...
Milli Takım Ruhu
Bütün öğrenciler, gerçekten de "başarılı bir performans" sergilediler... Yani, "olimpiyata katılmayı" hak etmişler.
Gösterileri izlerken, bir şey geldi aklıma... Ki, onu Zaman Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı ile de paylaştım ve o da; "Çok doğru, çok iyi bir tesbit" dedi.
Tesbitim şuydu:
Ben, bu çocukları, "Milli Takım oyuncu"larına benzettim...
Öyle değil mi;
Her biri, "kendi ülkeleri"nde okuyorlar, "kendi dilleri"yle konuşuyorlar, "kendi dinleri"ne inanıyorlar...
Ya da, "futbol" deyimiyle;
"Kendi takımları"nda top koşturuyorlar.
Ama, gün gelip;
"Milli Takım seçmeleri"ne katılıyorlar ve "başarılı" olanlara "Milli Takım"da görev veriliyor.
Bu çocuklar da öyle...
Kendi ülkelerinde "Türkçe olimpiyat elemeleri"ne katılmışlar, başarılı olanlar, bir anlamda "Milli Takım"a seçilmişler ve işte şimdi "Türk Milli Takımı"nda oynuyorlar.
"Türkçe" konuşuyorlar, Türkçe şarkı ve türkü söylüyorlar, esprileri Türkçe yapıyorlar...
Hepsi yabancı...
Ama, ortak dilleri Türkçe!..
Yani, o an; ne "dil"leri geliyor akıllarına, ne de "ırk"ları ve "din"leri!..
Hiçbiri, demiyor ki;
"Yok arkadaş... Ben dilimden de vazgeçmem, ırkımdan da... Şarkı söyleyeceksem, kendi ana dilimde söylerim..."
Bunu demediler...
Tam aksine, "Milli Takım'ın ruhu"na uygun olarak; kendilerine "saha"nın neresinde "görev" verildiyse, orada canla-başla oynadılar!..
Haa, "Milli Takım"da oynadılar diye; ne "Fenerbahçeli"likleri kayboldu, ne de "Galatasaraylı, Beşiktaşlı, Trabzonsporlu ve Bursasporlu" oldukları... Onlar, yine "kendi takımlarının oyuncuları"ydılar... Ama "Milli Takım"da oynamak istiyorsan; elbette "mızıkçılık" etmeyecek, "şart"larına uyacaksın!..
Söyleyin Allah aşkına;
"Kadro" açıklandıktan sonra, "Hayır, ben oynamıyorum!" deme hakları var mıdır?.. O zaman, "Milli Takım'a ihanet" etmiş olmazlar mı?..
Hem Seçil, Hem Oynama!
Şimdi, gelin, bu "benzetme"den hareketle CHP ve BDP'nin tavrına bir bakalım...
"Binlerce aday" arasından, önce "eleme"ler, 12 Haziran'da da "seçme"ler yapılmış ve millet CHP'liler ile BDP'lilere demiş ki; "Gidin Meclis'e, benim sorunlarıma orada çözüm arayın!"
Ama, CHP ve BDP ne yaptı;
Biri Meclis'e geldi ama "yemin" etmedi, diğeri de "boykot" ilân etti...
"Hayır" dediler;
"Biz Milli Takım'a seçildik ama, bazı arkadaşlarımız engellendi, bu yüzden biz Diyarbakırspor'da oynamaya devam edeceğiz!"
Hiç olur mu?..
Maalesef oldu!..
O zaman sormak gerekmez mi;
"Be adamlar, madem Diyarbakırspor'da oynamaya devam edecektiniz; o halde Milli Takım seçmelerine niye katıldınız?..
Milli Takım; sizlerin sakat oyuncularını kadroya almaya mecbur mu?.."
Durum, budur efendim...
Önceki gece "9. Türkçe Olimpiyatları"nı izlerken, bir yandan da "siyaset"i düşününce, ortaya böyle bir yazı çıktı...
Olimpiyata katılan öğrencileri "tebrik" ederken, Meclis çalışmalarına katılmayan CHP'lileri ve BDP'lileri kınıyorum.
Bunun adı "takıma ihanet"tir!..
Oktay Ekşi'nin sözleri
Meclis açıldı ama tartışmalar kapanmıyor... En çok "eleştiri" de, "en yaşlı üye" olması hasebiyle "Meclis Başkanlığı" koltuğuna oturan Oktay Ekşi'nin konuşmasına...
Malûm, Oktay Ekşi; "27 Mayıs Anayasası'nı, Türkiye'nin en demokratik Anayasası gördüğünü" açıklamış ve o anayasayı hazırlayan "Kurucu Meclis"te görev almaktan "onur" duyduğunu söylemişti!..
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ekşi'nin bu sözleri üzerine demiş ki; "Eğer imkânım olsa, yuhalardım!"
Gerçekten de "yuhalanacak" bir konuşma... Çünkü, Oktay Ekşi'nin "onur" duyduğunu açıkladığı o Meclis; bir "seçilmişler" Meclis'i değil, "atanmışlar" Meclis'iydi... Yani, kesinlikle "milli irade"yi yansıtmıyordu!.. Dahası, o Meclis'e Oktay Ekşi'nin "atanması" da "yasadışı"ydı... Çünkü Ekşi, o zaman "28 yaşında"ydı!.. Dolayısıyla, Oktay Ekşi'nin bugüne kadar aldığı para "haram"dır!..
Hazırladıkları ve "demokratik" dedikleri 1961 Anayasası da, "idam sehpalarının gölgesinde" ve "darbecilerin talimatıyla" hazırlanmıştır!.. O anayasada; "Menderes'in, Polatkan'ın ve Zorlu'nun kanları" vardır... "Kanla" yazılan bir anayasaya "demokratik" demek için; herhalde Oktay Ekşi gibi, "79 yaşında bir ihtiyar" olmak gerekir!..
Hasan Karakaya, Akit  

Bürokratik Siyasetin Gölgesinde Türkçe Olimpiyatları

Mahmut Övür
Mahmut Övür
Bürokratik siyaset, klasik tavrıyla Türkiye'yi Meclis'teki yemin kriziyle içine kapatırken, sivil toplum Türkiye'yi dünyayla buluşturmaya devam ediyor. O buluşmalardan biri İstanbul'daydı.
Ankara'nın insanı boğan kasvetli havasından kaçıp, İstanbul'daki Türkçe Olimpiyatları'nın finaline katılıyorum. İstanbul Ataköy'deki Sinan Erdem Spor Salonu renkli ve coşkulu bir kalabalığı ağırlıyor.O kalabalık, dünyanın 130 ülkesinden gelen, Türkçe şarkılar, şiirler okuyan ve halk oyunları gösterisi yapan dünya gençlerini izleyecek.
Salon tıklım tıklım... Bu kez Başbakan Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan da katılacak. Daha önce katıldı mı bilmiyorum ama Başbakan Erdoğan'ın bu finale katılması büyük bir heyecanla bekleniyor. Çevreme bakıyorum, iş dünyasından, medyadan da çok sayıda isim var. Geceye Doğan Grubu'ndan Mehmet Ali Yalçındağ ve eşi Arzuhan Doğan Yalçındağ'ın katılması bir hayli ilgi çekiyor.
Bir süre sonra, seçimlerde yüzde 50 oy alarak üçüncü iktidarına hazırlanan Başbakan Erdoğan ve eşi salona giriyor. Eski Devlet Bakanı Egemen Bağış ve Mehmet Sağlam ile birlikte salonu selamlarken müthiş alkış alıyor. Yerine oturduğunda ise gözler sahnedeki gençlere çevriliyor. Başbakan Erdoğan ve eşi, Gürcistanlı genç kızın Mehmet Akif'ten okuduğu şiiri hayranlıkla izlerken, Ganalı gençlerin Trabzon Akçaabat halk oyunları gösterisi karşısında dayanamıyor ve sahneye çıkarak o siyahî gençlerin başarısını kutluyor.
Ama coşkulu final gecesini kahkaha tufanına dönüştüren Romanyalı gencin Mars'tan geliş öyküsünün de hakkını vermek gerekiyor. Doğrusu Cem Yılmaz'ı aratmadı.
Türkçe olimpiyatları finalinin sunuculuğunu yapan Samanyolu Tv'nin Anchorman'i Kemal Gülen, gençleri sunarken arada bir ilginç bilgiler de verdi. O bilgiler arasında olimpiyatları düzenleyen TürkçeDer'in yeni bir uygulaması dikkat çekiciydi. Dünya çapında her yıl 50 bin gencin katıldığı yeni bir sınav sisteminden söz etti. Uluslararası Türkçe Test (UTT). Bir anlamda İngilizcedeki TOEFL sistemi artık Türkçe için uygulanacak.
Nerden nereye...
AK Parti'nin seçim sloganı "Hayaldi gerçek oldu" sözünde olduğu gibi, 1990'lı yıllarda başlayan Türk Okulları serüveni, 20 yıl içinde dünyanın dört bir yanına yayılarak Türkiye insanının evrensel başarıyı nasıl yakalayabileceğini gösterdi.
Bu yıl 9'uncusu yapılan Türkçe Olimpiyatları bu başarının sadece bir parçası. Asıl başarı o okullarda yetişen gençlerin Türkiye ile kurduğu gönül bağında saklı.
Dünyanın onlarca ülkesinde okullar açan, binlerce farklı renk, dil ve dinlerden öğrencileri evrensel değerler ışığında Türkiye'yle buluşturan akla hayranlık duymamak mümkün mü?
Mahmut Övür, Sabah