Dienstag, 21. Juni 2011

'28 Şubat ayıbı' Gülen Türkiye'ye dönünce bitecek


Yiğit Bulut yazdı...

21 Haziran 2011 Salı, 10:13:44

'28 Şubat ayıbı' Gülen Türkiye'ye dönünce bitecek
Türkiye “sivilleşme-demokratikleşmehalkın iradesinin yönetime yansıması ve saygı duyulması” yolunda önemli bir mesafe aldı. Aldı ama son döneme damgasını vuran 28 Şubat sürecinin etkileri tam olarak geri döndürülemedi.


Hatırlarsanız o dönemde medyamızın bir bölümünde nereden servis edildiği belli olmayan kasetler büyük kanalların ana haber bültenlerini sarmış ve başta Fethullah Gülen olmak üzere birçok isme karşı“infaz” mekanizmaları harekete geçirilmişti. Amaç belliydi; bu insanları saygı gördükleri toplumdan ayrıştırmak, ayrı düşürmek veya tecrit etmek. Bu hedefle yola çıkanlar, o günlerde istediklerini aldılar ama aldıkları aslında Türkiye’ye verdikleri büyük zararın tespit tutanaklarıydı. O gün kazandılar ama Türk halkının vicdanını ve zorla bastırdıkları duygularını, aklını zedelediler.


Sevgili dostlar, o dönemden bugünlere birçok şey yaşandı, Türkiye’ye yapılan baskılar ters tepti ve kendi iç tehdit algılamalarını bize zorla kabul ettirenlerin makro planları ellerinde patladı. Türk halkı neye, kime, neden ve nasıl saygı duyacağını kendisi seçti ve neredeyse geçen 14 yıllık yeni süreç içinde kendini yeniden ortaya koymayı başardı. Şimdi utanç içinde hatırladığımız o günlerden bugünlere bir detay kaldı düzelmesi gereken: Başta Gülen olmak üzere bütün gidenlerin DÖNÜŞÜ... Evet çok açık ve net yazıyorum: NORMALLEŞME dinamiklerinin hızlanması, Türkiye’nin “gerçek bir demokrasi yolunda” daha hızlı ilerlemesi için Gülen‘in dönmesi ve her şeyin 28 Şubat öncesi gibi kaldığı yerden devam etmesi gerekli. Ayıbımızı temizlememiz ve unutturmamız gerekli.
Sonuç: 12 Eylül 1980’de “beden ve akıl sağlığı sakat bırakılanların” tamamını sağlığına kavuşturmak keşke mümkün olsa. Mümkün değil. 12 Eylül üstümüzden silindir gibi geçti ve hepimiz zarar gördük. 1980 uzak ama 28 Şubat çok daha yakın ve “normalleşmeyi hızlandırma” adına bu dönemin yaraları çok daha kolay sarılabilir. Bu noktada siyasi otoriteye çok önemli bir görev düşüyor; başta Gülen olmak üzere, bu ülkeden “zorla tecrit edilen” herkesin, buradaki sevdiklerine kavuşmaları için “güven verilmeli” ve Türkiye’nin NORMALLEŞMESİ adına bu “son adım” mutlaka ama mutlaka atılmalı.


Son söz: Türkiye’nin artık “normal” olduğunun güvencesi siyasi otoritedir ve bu “güven” mutlaka sağlanmalıdır...

Donnerstag, 16. Juni 2011

Gülen Hareketi'nin seçimdeki rolü

12 Haziran seçimlerinde AK Parti'nin yüzde 50 oy almasında birçok etken var. Başbakan Erdoğan'ın karizması, toplumla kurduğu sıcak diyalog, AK Parti'nin 9 yıllık icraatı, demokratikleşme çabası, darbe girişimleri karşısındaki duruşu ve teşkilatlarının yoğun çalışması elbette etkili oldu.

  Ancak önemli bir etken daha var; sivil toplumun tercihi ve bu sürece destek vermesi... 1950 seçimlerinden bu yana dönüşüm sağlayan bütün seçimlerde Türkiye toplumu hep "değişim"e oy verdi. Bu kural 12 Haziran seçimlerinde de değişmedi. Bu kritik bir seçimdi ve seçmen eski Türkiye ile Yeni Türkiye arasında bir tercih yaptı. 

Bu tercihte en etkili yapı ise Gülen Hareketi' ydi... 

Tıpkı 12 Eylül referandumunda olduğu gibi bu seçimlerde de Gülen Hareketi, bütün olanaklarını kullandı ve vesayet rejimi karşısında demokrasiden yana tavır koydu. 

Son dönemlerde ortaya çıkartılan darbe girişimlerine karşı duran, demokratikleşme ve sivilleşmeye destek veren Gülen Hareketi, bu kez de seçimlere öyle bir destek verdi ki sadece içerde kapı kapı dolaşmakla kalmadı, dışarıyı da harekete geçirdi. Ve dünyanın dört bir yanında yaşayan insanlar, YSK'nın yasağına meydan okurcasına binlerce kilometre uzaktan ülkesine gelip vatandaşlık görevini yaptı. 

Atatürk Havalimanı'nda, kimi 20 saat, kimi 30 saat yolculuk yaparak oy kullanmaya gelen insanların demokratikleşmeye ve sivilleşmeye destek vermek için geldiklerini söylemeleri, "Yeni Türkiye" arzusunun bir sonucuydu. 

Gülen Hareketi'ni farklı değerlendirenlerin bu gerçeği görmedikleri çok açık... Eski Türkiye'nin yaklaşımlarıyla "Tarikat" diye küçümsenen bu hareketin evrensel ölçülerde bir demokrasi ve hukuk talebi, seçimlerin seyrini önemli ölçüde etkiledi. 
Hüseyin Gülerce, Zaman'daki yazısında bu gerçeği şu sözlerle dile getiriyor:

"12 Haziran seçimlerinin sonucu, tek başına AK Parti'nin siyasi bir başarısı olarak algılanmamalıdır. AK Parti, muhafazakâr demokrat dinamizminin, siyasetteki karşılığıdır. Ortada particiliği aşan bir uyanış var." 
Ve demokrasi ihtiyacının altı da şu sözlerle çiziliyor: "Yeni bir Türkiye var artık. Muhafazakâr demokrat zihniyetin dinamizmi, ancak hoşgörüye, uzlaşmaya dayanan ileri bir demokrasiden güç alabilir." 
Aslında Türkiye toplumunun sadece muhafazakâr kesiminde değil, başta Kürtler olmak üzere ağırlıklı bölümünde"değişim" arzusu ön planda... Bu değişim arzusunu doğru okuyup, yönlendiren siyasi partiler iktidar oluyor, görmeyenler muhalefet olmakta bile zorlanıyor. 


Mahmut Övür, Sabah

Mittwoch, 8. Juni 2011

Dünya Gülen Hareketi'ni konuşmaya devam ediyor