Dienstag, 28. Juni 2011

Sinan Çetin'den Mektup Var

Tuna Kiremitçi
Tuna Kiremitçi
Sinan Çetin, cumartesi yazdıklarıma cevaben mektup göndermiş. Racon gereği, virgülüne dokunmadan aktarıyorum. Şimdi mikrofonlarımız Plato Stüdyoları'nda, cevabımsa yarına.
"Tunacım, yazını okudum; haklısın söylediklerimde kızacak bir şey yok çünkü şunları söyledim: 'Burada olmayan, hangi nedenle burada olmadığını bilmediğim büyük bir düşünür, büyük bir din adamı ve altın kalpli büyük bir insana teşekkür ederim. Ona teşekkür etmemin en önemli tarafı bize bu ülkeyi, bu insanları, bu dili sevdirdiği için, milliyetçiliği Hrant Dink'in katillerine, Orhan Pamuk'a 'seni öldüreceğiz' diyenlere bırakmadığı için. Bu ülkede, bu ülkeyi sevmenin bu insanları sevmenin bir suç olmadığını hatta gurur verici olduğunu gösterdiği, bütün bir dünyaya Türkiye'nin dünyaya ait olduğunu bu ülkenin dünya ile bütünleştiğini haber verdiği için bu büyük vizyonere adı da Fethullah Gülen, büyük bir gururla söylüyorum teşekkür ediyorum.'
Ben hayatım boyunca doğru bildiğim şeyleri söyledim.
Kim iyi bir iş yapmışsa onun yanında oldum. Sen iyi bir roman yazınca seni beğendim. Başbakan'ın ülkeyi iyi yönettiğini gördüğüm zaman bunu söyledim.
Fethullah Gülen de iyi bir iş yapıyor onu takdir etmemek açıkçası ahlaksızca geldi. Eğer bu ülke sivilleşip, normalleşecekse tabii ki ülkesine dönmesi lazım. Ayrıca şunu bil ki hiçbir gruba dahil olmadım, olamadım. Herhangi bir kalabalıkta kendime yer bulamadım. Hiç şüphen olmasın ki Fethullah Gülen cemaatinde de olmayacağım, bir çıkar ilişkim de olmayacak.
Omurga kalabalıkların arasına dahil olmaksa ben hep bu kalabalıkların en güçlü olduklarında aralarından ayrıldım. Bütün reklam ajansları solcuların elindeyken solculuktan istifa ettim. Filmciler devletten para dilenince onlara karşı çıktım, toplanıp beni aralarından attılar. Ayrıca çıkar hesabı diyorsun ya ben doğru bildiklerimi söyledikçe hep zarar gördüm.
Kokuyu alıp yönümü değiştirdiğimi söylüyorsun ama benim bu durumlarda hep başım belaya girdi.
Tansu Çiller'den umutlu oldum bir iki ay Ankara'ya gittim az daha Plato batıyordu. Tayyip Erdoğan'ı beğendim bütün arkadaş çevremi kaybettim. (bu arada AK Parti filmlerini de ben çekmedim) Dindar biri de değilim dolayısıyla dindarların arasında da yerim yok.
Senin omurga dediğin şey eğer Hrant'ın katillerinin, Orhan Pamuk'u tehdit edenlerin yanında olmaksa ben omurgasızlığı tercih ederim. Omurga hep aynı şeyi söylemekse ben hiçbir zaman papağan olmadım, kendime ait cümleleri seslendirdim. Emin olabilirsin ki, kendi doğrularımı söylerken hesap yapan bir adam değilim. Hiç kimse bana zorla bir şey söyletemez zaten bu belli de olur.
Ben düşündüğümü, hissettiğimi hiç hesap kitap yapmadan söylerim. Bundan da hiç gocunmam. Bu durum bana zarar getirecek olsa da (ki hep zarar getirdi) bunu hesap etmem.
Kendini toplumun öğretmeni zanneden modernler o kadar gerici ki muhafazakar diye tanımlananlar yanlarında ilerici kalıyor. Ben de çaresiz hayattan yana olan muhafazakarları destekliyorum.
Tunacım her cümlenin arkasında bir hesap aramak yerine benim sözlerimin samimiyetle söylendiğini düşünmek niye aklınıza gelmiyor? Ama seni de anlıyorum bir okur kitlen var onlara mal satıyorsun. Sen de beni anlarsan mesele yok.
Gözlerinden öperim."
Sinan Çetin.

Türkçe Olimpiyatları

Yılmaz Öztuna
Yılmaz Öztuna
Uluslararası 9. Türkçe Olimpiyatları, 2011 Türkiye gösterilerini tamamladı. 130 ülkeden Türkçe konuşan 1000 yabancı öğrenci katıldı. Türk millî kültürü şahlandı. Bu sütun aktüel dış ve iç politikaya tahsis edilmiştir. Nadir de olsa kültür konularına girdiğim için bahtiyarım.
Eleştirmek için değil, iftihar vurgulaması yapmak için yazmanın sevinci içindeyim. Ömrümü Türk kültür ve san’atına verdim. Meşakkatli bir alandır. Ancak milletler, kültür ve san’atları ile vardırlar. Kültür ve san’atı olmayan toplumlar, millet vasfını yitirir.
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin dünyanın her ülkesinde açtığı ilk okuldan üniversiteye kadar her derecedeki Türkçe öğretim yapan okulları, Türk kültür ve öğretim tarihimizin en başarılı, inanılması zor derecede başarılı eserleridir. 130 devlette Türkçe öğretim veren okul açabilmek, yakın zamanlara kadar hayal bile edilemezdi.
Bu okullarda Türkçe, İngilizce ve o ülkenin dili olmak üzere 3 dilde öğretim yapılıyor. Öğretmenler ve yöneticiler Türkiye’den gidiyor. Devletimizin dış ülkelerde okul açmak beceriksizliği, artık telâfi edildi. İmparatorluk ve cumhuriyet dönemlerimizde Türkiye’nin her yerinde yabancı okullar açılması, o dillerde öğretim yapılması başarısını biz de kazandık.
Bu muazzam işi başaran Fethullah Hocaefendi, yıllardır Birleşik Amerika’da oturuyor. İnkılâp yobazlarının şerrinden bu suretle masûn kalıyor. Zira ülkemizde sıra dışı iş yapanlar, hele kültür alanında, kötü muamele görmüşlerdir. Hoca’nın Amerika desteğini elde etmekteki mahareti de, beceriksizlerimizin hasedini çekiyor.
Türk dili, edebiyatı, musikisi, kültürünü yaymak, büyük devlet çizgisine erişebilmemiz için şarttır. Atatürk’ün muâsır medeniyet seviyesi deyip hedef gösterdiği çizgidir. Bütün reformlarımız, zaten bu çizgiye erişmek için yapıldı ve başka bir maksat için yapılmadı. Fethullah Hoca’nın derin Türk kültürünü şahlandırması, Ecevit’ten Demirel ve Özal’a ve günümüz devlet adamlarına kadar yaygın takdir kazandı. Türk kültüründen nefret eden, bu kültürden mahrum zihniyet ise, Hocaefendi’yi aşamadığı için rahatsızdır.
Yılmaz Öztuna, Türkiye   

En Büyük Milliyetçi Fethullah Hoca

Rıza Zelyut
Rıza Zelyut
Türkiye'deki en önemli milliyetçi kuruluş; MHP gibi görünse bile bu biraz aldatıcıdır. Çünkü; MHP; siyasal milliyetçidir. Halbuki kültür milliyetçiliği; modern devletleri oluşturan ana damardır. İşte o kültürü yeniden yaratan ve taşıyan güç de dildir.
Bugün Avrupa havzasında var olan modern devletler ile Birleşik Amerika; belli bir dili temel alarak kurulmuş devletlerdir. Çünkü dil; bir milletin bütün manevi değerlerini geçmişten geleceğe aktararak toplumu bir arada tutar. Fransa, Almanya, İngiltere, İspanya, İtalya gibi büyük devletleri; bu milletlerin dilleri yaratmıştır. Fransa, 6 etnik dili tek dil haline getirerek devletleşebilmiştir.
Millet olmak, milli varlığı sürdürmek o milletin dilini kuvvetlendirmekle mümkündür.
Türkçe Mücahidi
İşte bu açıdan bakıldığında Fethullah Gülen'in ve onun topluluğunun (Orası artık bir cemaat olmanın da ötesine geçmiştir) Türk Milleti'nin kimliğinin yaşatılması ve geleceğe aktarılması açısından öneli bir hareketi yıllardır yürüttüklerini görmektesiniz. Bu hareketin başlangıcını uluslararası nitelikte kurulan okullar oluşturmuştur.
Pek çok Gülen karşıtı; bu okulların siyasi bir amaç için kurulduğunu söylemektedir. Olabilir... Görüntünün bir bölümü de öyle bir izlenim veriyor.
Amma bu okullar sayesinde, dünyanın pek çok ülkesinde bölgesel anlamda bile olsa Türkçe, okullardaki eğitim dilinin bir parçasını oluşturuyor.
İş bununla da kalmıyor.
Şimdi Türkçe Olimpiyatları düzenletiyor Sayın Gülen. Bu seneki olimpiyatlar Türkiye'nin birçok şehrinde sergilendi. Bu etkinlikler; anadilimize olan ilgiyi kuvvetlendiriyor.
Muarız Olarak...
Ben ki bir Fethullah Gülen muarızı olarak ne yapacağımı şaşırdım...
Yapılan iş gayet güzel amma yaptıran ile aramızda karakedi var...
Yazsak; "Bak bu da Fethullahçı oldu!" diyecekler.
Zaten bu konudaki sicilimiz iyi değil.
1997 yılında Kazakistan ve Rusya'daki Türk okullarını gezmişiz, "Bir Tuğla da Benden" başlığı altında Akşam Gazetesi'ndeki köşemizde övmüşüz.
Kendilerinden en iyi yazar ödülü bile almışız. Ammaaaa! 1998'de Hoca'nın malum kaseti ATV'de yayımlanınca ipleri koparmışız...
Ve gelmişiz bugüne...
Milli Günah
Sayın Gülen; Türkçe Olimpiyatları için gönderdiği mesajında demiş ki:
- Türkçe'yi güzel kullanmamak milli günahtır.
Sadece bu cümle bile onun gerçek bir milliyetçi olduğunu gösteriyor.
Maalesef, bugün Türkler'in önemli bir bölümü, "Türkçe'yi bilmemeyi biliyor" Sonunda da karşımıza da gerçekten komik laflar çıkıyor.
Örnek mi birkaç tane buyurun:
Cuma günü Vatan yazarı Ruhat Mengi köşesindeki yazılarından birisine şöyle bir başlık atmıştı: "Bir Bebek Kedi Elinizde Öldü mü Hiç?"
Eğer arızayı anlamadı iseniz yüksek sesle okuyun; kulağınıza takılacaktır. Sayın Mengi; "bebek kedi" diye bir şey icat ediyor. Onun doğrusu "kedi yavrusu"dur.
Başka bir örnekte; tv muhabiri bir çiftlikten haber aktarıyor. "Koyunlar doğum yaptılar."
Doğum yapmak insana özgüdür; koyunlar ancak ve ancak "kuzular"
At; kulunlar, koyun kuzular, inek buzağılar... Bu hayvanların doğurmasını anlatan terimler; onların yavrularına verilen isimlerden türetilmiştir.
Başka bir köşe yazarı, "bahçeme bu sene meyve fidanları ektim." diyor.
Efendim; fidan ekilmez; dikilir; ancak tohum ekilir.
Köşe yazarı arkadaşlar! Millet sizi okuyor, sizden öğreniyor; böylece yanlışlarınız yaygınlaşıyor. Lütfen takıldığınız Türkçe konularında "ana"nıza sorun; o size nasıl söyleneceğini öğretecektir.
Dilimizin hızla kısırlaştığının bir başka örneği daha.
Dizi filmde yakışıklı oğlan; evin kapısı önünde durmuş; kız yanından ayrılıyor. Kız, elini hafiften sallayıp "Hoşça kal!" diyor. Oğlan cevap veriyor: "Hoşça kal!"
Ayıptır ayıp ey senaryo üstadları! Ayrılan insan, kalana "Hoşça kal!" der; kalan ise ona "Güle güle!" veya "Selametle git!" gibi bir şey söyler.
Artık en basit görgü kurallarını bile dillendiremez hale gelen şu Türkiye'de, Fethullah Gülen'in yürüttüğü Türkçe hamlesi; gerçekten de önemlidir. Bu yüzden de biz onu en büyük milliyetçi ilan ediyoruz.
Güneydoğu'da Gülenci kuruluşlara yapılan saldırıların altında bu gerçek yatıyor olmasın?
Rıza Zelyut, Radikal