Dienstag, 21. Juni 2011

Bir Eğitim Projesi

Toktamış Ateş
Toktamış Ateş
1960 sonrasında İsmet Paşa hükümeti sırasında "Devlet Planlama Teşkilatı" etkin bir hale getirilmeye çabalanmış ve bunun için; yurtiçi ve yurtdışından başta iktisatçılar olmak üzere önemli toplumsal bilimciler Ankara'ya toplanmıştı.
İsmet Paşa çoğu genç olan bu bilim insanlarıyla ve uzmanlarla yaptığı birkaç toplantı sonrasında; "Eğer" demişti "Bu kadro benim güçlü olduğum dönemlerde elimin altında olsaydı Türkiye bugün bambaşka bir yerde olurdu."
Gerçekten cumhuriyet "yetişmiş insan" açısından çok zor bir miras devralmıştı. Aslında Osmanlı'nın son dönemlerindeki padişahlar; başta Sultan 2. Abdülhamit olmak üzere eğitime önem vermişler ve ciddi kaynak ayırmışlardı. Fakat Trablusgarp (Libya) savaşıyla başlayan ve 1922'ye dek süren savaşlar; yetişmiş kadroları hemen tümüyle kurutmuştu.
Özellikle 1. Dünya Savaşı'nda Çanakkale Cephesi; tam bir "aydın katliamına" dönüşmüştü. Hiç kuşkusuz çok yüce duygularla gönüllü yazılan darülfünun ve lise son sınıf öğrencileri; neredeyse sonuna kadar şehit düşmüşlerdi. Zaten kalanları da "Milli Mücadele" sırasında yitirildi...
Beni çok duygulandıran bir örnek vardır. O zamanlar İstanbul Erkek Lisesi (sanıyorum) şimdiki Cağaloğlu Anadolu Lisesi'nin bulunduğu binada eğitimini sürdürmekteymiş. Aynı binada bir ara da İstanbul Kız Lisesi eğitimini sürdürmüştü.
O zamanlar İstanbul Erkek Lisesi'nin forma rengi "kırmızı-beyaz" imiş. Çanakkale Savaşı patlak verince; o dönemdeki son sınıf öğrencilerinin tümü gönüllü olarak orduya katılmış. Ve sonunda büyük bir çoğunluğu (bazı kaynaklar tümü diyor) geri dönmemiş. O zaman sarı badanalı olan binanın üzerine gene badanayla siyah bir kuşak çekilmiş o gün bugün; İstanbul Erkek Lisesi'nin forma rengi "sarı-siyah"tır.
Dönem öğrencilerinin bu heyecanı ve ülkelerini koruma azmi çok güzel bir şeydir. Fakat Enver Paşa'nın buna izin vermesi çok eleştiriliyor. Doğrusunu isterseniz "Enver Paşa'nın yerinde ben olsaydım ne yapardım" diye çok düşünmüşümdür. Bu yüce duygular geri çevrilebilir miydi?..
* * *
Durum ne derece heyecan verici olursa olsun cumhuriyet kurulduğu zaman; çok ciddi bir "yetişmiş eleman"sıkıntısı vardı ve acilen çözümlenmesi gerekiyordu.
Bazı meslektaşlarım cumhuriyetimizi "Eğitime dayanan bir modernleşme projesi" olarak isimlendirirler. Bu tanıma ben de katılıyorum. Gerçekten cumhuriyet; eğitime her şeyin öncesinde önem vermiştir ve kaynakların tümünü buna yönlendirmiştir.
Aslında başta Mustafa Kemal olmak üzere; "kurucu kadro"nun bu konuda daha cumhuriyetin kurulmasından önce bu anlayışının varlığını görüyoruz. Örneğin Sakarya Savaşı arifesinde; "tekâlif-i milliye" yasası çerçevesinde ulustan inanılmaz fedakârlıklarda bulunması istendiğinde; Ankara'da bir "muallimler kongresi" toplanması planlanmıştı.
Kongrenin aksi bir zamana denk geldiğini düşünen kimi yöneticiler Mustafa Kemal'e gelerek; kongreyi ertelemek ve bu kongre için ayrılan ödeneğin de orduya aktarılmasını teklif ederler.
Mustafa Kemal bu teklifi reddeder ve "Biz bu savaşı behemehal kazanacağız beyler" der. "Önemli olan savaşı kazandıktan sonra nasıl bir eğitim politikası uygulayacağımızdır..."
Aynı biçimde İzmir kurtarıldıktan sonra; İzmir'e gelen Mustafa Kemal, Ankara'ya dönmeden önce Bursa'ya gitmiş ve orada toplanan öğretmenler kongresine katılarak bir konuşma yapmış ve "Biz büyük bir zafer kazandık. Fakat asıl zaferi; sizler muallimler cehalete karşı savaşta kazanacaksınız" diyebilmişti.
* * *
Cumhuriyetle birlikte inanılmaz bir eğitim seferberliği başladı. Gitgide artan bir tempoyla; her alanda insan yetiştirilmeye başlandı. Sırasında dışarıya öğrenci gönderildi; sırasında dışarıdan öğretmen getirildi. Ve sonunda eğitilmiş bir insan ordusu oluştu.
Eğer doğal kaynakları sınırlı olan; petrolü olmayan Türkiye, bölgesinde bir yıldız gibi parlamaya başlamışsa işte bu eğitilmiş insan potansiyeli sayesindedir.
Eğer dünyanın her köşesinde "Türk okulları" parıldıyorsa; girişimcilerimiz dünyanın dört bir köşesinde ilgiyle karşılanıyorsa; bunları ardında bu insan potansiyeli vardır.
Eğer; 21. Yüzyıl bir "Türkiye Yüzyılı" olacaksa bu nedenle olacaktır...
Toktamis Ates, Bugün

Hasan Erbil: Devletin Yapamadığını Yaptınız

Hasan Erbil: Devletin Yapamadığını Yaptınız
Türkçe Olimpiyatları için Başkent'te bulunan çocukların resmi ziyaret turları sürüyor. 130 ülkeden bine yakın çocuğu temsilen Azerbaycan, Kamerun, Tanzanya, Etiyopya, Gürcistan, Romanya ve Endonezya'dan bir grup çocuk Yargıtay Başkanı Nazım Kaynak, Yargıtay Başsavcısı Hasan Erbil ile TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin'i makamlarında ziyaret etti. Türkçe Olimpiyatı Tertip Komitesi Üyesi Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan ile Türk okullarının öğretmenlerinin eşlik ettiği çocuklar Yargıtay Başkanı Kaynak tarafından karşılandı. Tekalan'ın olimpiyatla ilgili bilgi vererek başladığı kabule katılan çocuklar Kaynak'a hazırladıkları Türkçe şiir ve şarkılarla küçük bir sunum yaptı.
Daha sonra çocuklara küçük bir konuşma yapan Kaynak, onları görmüş olmanın mutluluğunu yaşadığını, her birinin gelecekte Türkiye'nin birer fahri konsolosu olacağını söyledi. Bu dönemde Türkiye'yi unutmamalarını, Türkçelerini geliştirmelerini isteyen Kaynak, çocuklara başında bulunduğu kurumla ilgili de bilgi verdi. Yargıtay'da adaletin tecelli ettiğini belirten Kaynak, çocukların da hayatları boyunca adaletli olması nasihatinde bulundu.
Olimpiyat çocuklarının sonraki durağı Yargıtay Başsavcısı Hasan Erbil oldu. Hasan Erbil'e Türkçe olarak kendilerini tanıtan çocukları daha sonra Türkçelerini daha iyi gösterebilmek için hazırladıkları şiir ve şarkılardan örnek verdi. Erbil de çocukların ileride Türkiye'nin birer temsilcisi olacağını söyledi. Erbil, "Osmanlı'dan bu yana Türk bayrağının dalgalanmasına sebep olanlara teşekkür ederiz. Devletin yapmadığını arkadaşlarımız yaptı. İsmini duymadığımız ülkelerde bayrağımızı dalgalandırdınız, gurur kaynağımız oldunuz." dedi.
İbrahim Şahin: Devletin Yapamadığını Yaptınız

"TRT de Türkçe Öğretecek"

TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin de kabulde Türkçe öğretiminin zorluğuna işaret etti. Bu sebeple öğretmenlere ve Türk okulu kurulmasında emeği olanlara teşekkürlerini ilettiğini belirtti.
TRT olarak tüm dünyada milyonlarca kişi tarafından izlendiklerini anlatan Şahin, önümüzdeki günlerde kurumun yeni bir hizmet başlatacağını bildirdi. Şahin, TRT Okul kanalında Türkçe dersleri yayınlanacağını ve Türkçe eğitim setlerinin de TRT tarafından oluşturularak isteyenlere iletileceğini belirtti.
Genel Müdür İbrahim Şahin çocuklarla tek tek ilgilenerek, geldikleri şehirleri sordu. Çocukların net bir şekilde sorulanlara yanıt vermesi dikkat çekerken İbrahim Şahin, Gürcistanlı Elene'den kendi dilinde bir şarkı istedi. Azeri Hayrullah'tan da Sarı Gelin türküsünün Azericesini seslendirmesini istedi. Her iki çocuk istenileni yerine getirirken İbrahim Şahin mutluluğunu dile getirdi. Çocuklar kabullerde kendi memleketlerine özgü hediyeleri de takdim etti. Aynı şekilde kendilerine de küçük hediyeler verildi. Hafta boyunca çocukların devlet yetkililerine ziyaretleri devam edecek.

'28 Şubat ayıbı' Gülen Türkiye'ye dönünce bitecek


Yiğit Bulut yazdı...

21 Haziran 2011 Salı, 10:13:44

'28 Şubat ayıbı' Gülen Türkiye'ye dönünce bitecek
Türkiye “sivilleşme-demokratikleşmehalkın iradesinin yönetime yansıması ve saygı duyulması” yolunda önemli bir mesafe aldı. Aldı ama son döneme damgasını vuran 28 Şubat sürecinin etkileri tam olarak geri döndürülemedi.


Hatırlarsanız o dönemde medyamızın bir bölümünde nereden servis edildiği belli olmayan kasetler büyük kanalların ana haber bültenlerini sarmış ve başta Fethullah Gülen olmak üzere birçok isme karşı“infaz” mekanizmaları harekete geçirilmişti. Amaç belliydi; bu insanları saygı gördükleri toplumdan ayrıştırmak, ayrı düşürmek veya tecrit etmek. Bu hedefle yola çıkanlar, o günlerde istediklerini aldılar ama aldıkları aslında Türkiye’ye verdikleri büyük zararın tespit tutanaklarıydı. O gün kazandılar ama Türk halkının vicdanını ve zorla bastırdıkları duygularını, aklını zedelediler.


Sevgili dostlar, o dönemden bugünlere birçok şey yaşandı, Türkiye’ye yapılan baskılar ters tepti ve kendi iç tehdit algılamalarını bize zorla kabul ettirenlerin makro planları ellerinde patladı. Türk halkı neye, kime, neden ve nasıl saygı duyacağını kendisi seçti ve neredeyse geçen 14 yıllık yeni süreç içinde kendini yeniden ortaya koymayı başardı. Şimdi utanç içinde hatırladığımız o günlerden bugünlere bir detay kaldı düzelmesi gereken: Başta Gülen olmak üzere bütün gidenlerin DÖNÜŞÜ... Evet çok açık ve net yazıyorum: NORMALLEŞME dinamiklerinin hızlanması, Türkiye’nin “gerçek bir demokrasi yolunda” daha hızlı ilerlemesi için Gülen‘in dönmesi ve her şeyin 28 Şubat öncesi gibi kaldığı yerden devam etmesi gerekli. Ayıbımızı temizlememiz ve unutturmamız gerekli.
Sonuç: 12 Eylül 1980’de “beden ve akıl sağlığı sakat bırakılanların” tamamını sağlığına kavuşturmak keşke mümkün olsa. Mümkün değil. 12 Eylül üstümüzden silindir gibi geçti ve hepimiz zarar gördük. 1980 uzak ama 28 Şubat çok daha yakın ve “normalleşmeyi hızlandırma” adına bu dönemin yaraları çok daha kolay sarılabilir. Bu noktada siyasi otoriteye çok önemli bir görev düşüyor; başta Gülen olmak üzere, bu ülkeden “zorla tecrit edilen” herkesin, buradaki sevdiklerine kavuşmaları için “güven verilmeli” ve Türkiye’nin NORMALLEŞMESİ adına bu “son adım” mutlaka ama mutlaka atılmalı.


Son söz: Türkiye’nin artık “normal” olduğunun güvencesi siyasi otoritedir ve bu “güven” mutlaka sağlanmalıdır...